5 Mayıs 2012 Cumartesi

AYŞEMAYŞE

Tüyü bitmemiş yetimliğimde miydin neydin, oysa babam yine sağ
Ama adın Ayşe´ydi, ya da ayşemayşeydi ki
Seni sırtımda bir küfe ana-kız gibi sevdim
Değdim de denebilir - bakışıyorduk ya -
Kış aksırığı hohlanmış ellerine
Sonra senler bir başıboşluğa tüydü gitti
Çalpara eteklerin çapraz ellerimde
Sen de öyle mi yap dedim kendi kendime
Coş savrul koşukoşuver esri
- Ne haddime? -
Ne haddime mi
Oh, her çimdik morartısına indiğimde
Bir dişi çukur - çıkmak belki de -
Basamaklar noksandı hep
Tabanlarımla merdiven içiçe
Yepyeni bir göz takınıyordum tez
Senin senden önceni görmeyesiye
Adın Ayşe miydi, ayşemayşe miydi ne
Kıraça daldım çok, kireç kerpiçe som buğday ekercesine
Yufkayı un-ufak edercesine, ne ki en acıkımlık
Gölgesinde bir leş yatırın çınarına ilk balta bu sevi
İçi vıyıl vıyıl kurt, o da bir çeşni
Ama kıç cebinde hep o yassı şişe
İlle seni övdüm seni bildim seni sevdim yaşadım
Yani bir gidişat ki pırnakıl bencesine
Herkese duyur emi
Ötesi tüm ayşemayşe
Ha, bir de dulun penceresine tırmanmıştım yaz serinliğinde
İbrişim dokurcasına keten kenevir yerine
Ah ödünç Ayşe, ah yaşamın eğirdiği kıvrak yün
Kâh kendini didiklercesine edindiğim büklüm filoş
Dur, tâ gitme
Bülûğ gövdede bir yanı gevşek örgüm
Varını nakışlarcasına mıydı beni sevmen
Alı al molu mor kilimler saçağında
Bir azman çiçek gibi bükülmezliğimde, hoş
Dipdiri sırmayı tiftikleyip de püskül kılmacasına
Sımsıcak, yorgan-döşek, bitirim
Maraş´ları Muş´ları hep geze geze
İstanbul´dan hiç mi hiç çıkmadım
Nice senler saysam yol boyunca sevdiğim
Tepeden tırnağa ayşemayşe
Sana bağdaş kuruşlarım mı? tuzuyaş´ın biriydim
Hep o ben yaşımda
İster şuydun de, ister buydun; doğrusu Metin
Eh, bana bir türkü şimdi, ilki Karacaoğlan´dan
Hasan yanım hâlâ çocuk tâ Alamanya´larda
Özetliyeyim mi?
Bu bir sevi tınazı
Ve de ben kırık-dökük bir yaba.
Metin ELOĞLU

XAVİER CUGAT

Amma da yaptın şıllık kız,
Dağlıysak, insan değil miyiz yani?
Koyunları sattık, vurduk üçbini;
Öküzleri sattık, vurduk beşbini;
Bu parayı mezara mı götüreceğiz?
Hele gel, seni vizon pöstekilere saram;
Koluma takıp Kervansaray´a gidem;
Sana Chat-Noir´lar alam mı;
Kokluyanın burnu düşsün.
Joze İturbi´den, Xavier Cugat´tan
Sana pilâk alam mı?
O çalsın, sen tepinedur...
Seni eşek sütünden banyolara yatırıp,
Camel´ini binliklerle yakam mı?
Naylon´una ne verem?
Metin ELOĞLU

Ben seni sevdim diye / bingöl vilayetinde kamyondan inince / tığ gibi bir delikanlıya soruyorum / -SİZ NERENİN BULUTLARISINIZ ÖYLE / -BİZ SİZİN SEVDANIZIN BULUTLARIYIZ


YÜREĞİME SAĞLIK NE İYİ ETTİM

Bu yürek
Seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuki beşer
Çınçınlı hamam
Çizmedeki kedi
Sanki elleriyle koymuşlar gibi
İkimizden bir işmar


Seni sevmemiş olsam , sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim çolak hüseyin eli
Seni sevmesem , nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne ?
Cumartesi
Seni sevdiğim için , Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için , bak temmuz ayındayız
Ayşe onbaşı , pir sultan abdal , büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor , seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden , suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri , seni sevdiğim için güzel
İbrahim’in dilleri
İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
Savaşın adı geçse , cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür , ne kömür o be
Raman’ı düşünür , Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için , Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller
Seni sevdiği için goncalanıyor
Seni sevdiğim için , kilim dokuyor Avşar’da
Yarın sabahlar , seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin , halk şiiri , canlı sinema
Mapushaneler , yedi düvel , harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamid , don civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi
Başaklanmayan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi ,
Yeşille turuncunun kafa barıştırması , bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz , ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde , kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle ?
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok , sırtı pekse hısım akrabanın
Konu-komşu , dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor , tütün neyime zarar
Keseme zarar , ciğerime zara , sevdama zarar
Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
Beti-benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut , sonra uyandır
Lokman hekim , seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim , ilkbaharı kodunsa bul gayrı
İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki , seni sevmeseydim
Hak , hukuk , bereket diye
Eşitlik , kardeşlik , hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim..!
Metin ELOĞLU

4 Mayıs 2012 Cuma

Rasih Güran

d. 1915 (?) . Muvakkar Güranın eşi, Nazım Hikmet'in ve ressam Nazmi Ziya'nın yeğeni. Ağırlıklı olarak çevirmenlik yaptı. TKP'ye üyeydi. 1970 yılı civarında intihar etti.

QUENTİNE:
YAPTIĞI ŞEYin ne ÇOK KÖTÜ BİRŞEY OLDUĞUnUn idrakinde, net olarak  ve daha bir çok şey olarak BİLİYOR VE BUNA EN UYGUN DÜŞECEK ACIYI, ARTIK NERDEN BULDUYSA YAHUT NASIL BAŞARDIYSA, ALIP ÇEKİYOR. BİZ ANCA SAYGI DUYARIZ kardeşim, BAŞKA şeye LÜZUM YOK.

Yalnız bakar mısın kadınlar hakkında ne demiş:
- babamla ben koruyoruz kadınları birbirlerinden ve kendilerinden bizim kadınlar bunlar.  kadınlar bak neye benzerler bizim insanlar üzerine edindiğimiz bilgileri edinmezler onlar edimli bir kuşku bolluğu ile doğmuşlardır bu da sık sık ürününü ve çoklukla doğru olarak verir kötülükten yana bir eğilimleri vardır kötülükte bulunmayanı bulup çıkarmaktan yana içgüdüsel olarak hafif uykuda yorganı üstüne sardığın gibi amacına amaç olsun olmasın hizmet edinceye kadar zihnimizi döllerler
- babamla ben koruyoruz kadınları birbirlerinden ve kendilerinden(,) bizim kadınlar bunlar.  kadınlar bak neye benzerler(:) bizim insanlar üzerine edindiğimiz bilgileri edinmezler(,) onlar(,) edimli bir kuşku bolluğu ile doğmuşlardır(,) bu da sık sık ürününü ve çoklukla doğru olarak verir(,)(bu da sık sık ve çoklukla ürününü doğru olarak vermelerine yarar) kötülükten yana bir eğilimleri vardır (''ve'') kötülükte bulunmayanı bulup çıkarmaktan yana(,) içgüdüsel olarak hafif uykuda yorganı üstüne sardığın gibi amacına amaç olsun olmasın hizmet edinceye kadar zihnimizi döllerler.

 (virgül icat edilmemiş ona göre)


dekanla konuşuyor quentine ve dekan şöyle diyor:
- sen yalnızca şurada köşede otur, iki gün önceden başlayarak bekle bir yıl ve gör.
(iki gün önceden başlayarak bekle bir yıl ve gör, iki gün önceden başlanır mı bişeye, geçmiş bitmemiş midir daha, şair misin oğlum sen?)

bu kitap hade neyse de, virginia woolf'un dalgalar kitabı vardı, aynı, kayınvalidemde de vardı, hah aynı işte, bilinç akışı, bilinç akışınızı sizin....


......iki balıkçı bir alabalığı yakalamaktan sonra o alabalık için bir misina veren birinden ve misinanın işe yaramayacağından böylece paraya çevrilmesinden bahsediyorlar.......ve quentin araya girer:

-sonra yirmi beş dolarla ne yapabileceklerini konuşmaya başladılar. hep birden konuşuyorlardı, sesleri direnmeli, çelişkili ve sabırsız gerçeksizliği bir olurluluk yapıyor, sonra bir olanak şekline sokuyor sonra yadsınamaz bir gerçek yapıyor, her zaman böyle olur zaten insanların istekleri sözcükler haline gelince.

16 Nisan 2012 Pazartesi

11 Nisan 2012 Çarşamba

sefkili arsıs ölüm

bu oğlan kızıma eziyet koymaz çektirir

sevgili arsız ölüm

gözlerini yumdu. '' Şiirleri yırtılan başka kızlar var mı? diye sordu. Kar düşüp su oldu. Dirmit gözlerini açıp karı aradı. Göremedi. Başını buz mavisi göğe kaldırdı. ''Varsa, onları bulacağım,'' diye bağırdı. Ezilen kolunu    usulca yokladı. Çantasını koltuğunun altına aldı. Okula gidemeyeceğini, eve geri dönemeyeceğini hatırladı. Sinemaya gitmeye karar verdi. Afişinde başına renkli balonlar yağan sarı saçlı bir kızın olduğu filme girdi. Filmde, köyden gelen bir kzın şarkıcı olabileceğini, karnından bıçaklanıp sahneye devrilebileceğini öğrendi.

6 Nisan 2012 Cuma

sokakta gözünü bize dikip, ona bakmamızı mecburlaştıran, hiç bir özelliği olmayan köpek adında bir köpek, yavaşça gülümser, hızla gülümser


AHLAR AĞACI -sandy posey-be mey baby eşliğinde,

1-siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat




2-bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
biraz kolonya sürünsem,
ferahlasam, pencereyi açsam.
şöyle bir şey yazdım sonra:
yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
berbattı,
bir şiire böyle başlanmazdı.
iç ses diye söylendim,
ardından yıldırım gürses...
aptal aptal güldüm bir de buna.
ayşecik vazoyu kırıyor
ve 'tamir et bakalım' diyordu babasına.
yapıştırsam da parçalarını hayatımın
su sızdırıyordu çatlaklarından.
karnabahar kızartmıyordu asla
başrolde kadınlar.
güçlü bir el silkeledi beni sonra
sanırım tanrı’nın eliydi.
sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
çok şey görmüşüm gibi,
ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
ah...dedim sonra
ah!
iç ses, diye söylendim





3-ahlat ahların ağacıydı,
cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
öyleydi işte.
ve etimoloji eti’lerden kalma
bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
mesela o zamanlar
mutsuz olduğunda insanlar,
yok olurmuş bazı dakikalar.
gülümsedim o sıra,
bazen sevinirim,
sevinmek nedense hep yedi yaşında
ve ah... dedim sonra,
ah!
bazen ah diyorum durmadan,




4-
nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
nasıldı
öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
ilk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
annem sevindiydi hatırlarım.
ah demişti.
ah!
üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
annem çok sevinmelerin kadınıydı.
bazen sevinince annem gibi,
rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
annem çok sevinmelerin kadınıydı,
sıcak yemeklerin.
başına diktikleri o taş,
ne zaman dokunsam soğuktur oysa.



5-çoktandır öksüz olan dünyaya baktım




6-bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
fötr şapkalı kelimeleriydik,
çürük dişlerimizle bizler,
dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
saf ve pembe gülümserdik.




7-didem madak

5 Nisan 2012 Perşembe

reşad ekrem koçu

yavrum

gönlüm tüyleri boz, gözleri al
dağlar üstünden uçan bir kartal.
yaylalarda güheylan istiyorum:
yavrum,
seni istiyorum

gönlüm bir yarasa, gözleri kan
kanadı mehtap, sesi kehkeşan.
bilmem ki canım, ateş mi, kül mü istiyorum,
bilmem taranmış baş mı, perişan kakül mü istiyorum,
yavrum,
seni istiyorum

gönlüm yol kesen asker kaçağı,
belinde öndördünde bir ceylan bıçağı...
beni öldürecek candarma, kurşun istiyorum,
bağrıma bir bıçak da bu güzel vursun istiyorum:
yavrum,
seni istiyorum.

4 Nisan 2012 Çarşamba

birleri seni görmeyerek yüzündeki okunaksız öfkeile

önce ihtiyaç belirir
ihtiyaç zamanlarında yokluğun
önemi, en kısa sürede paralanmak ister
istemek için önce bir hatırlanıp anılır ve aslolan

yavaş yavaş sertleşir istek
ve sonunda dua kalkar ayağa
ve sonra dua kalkıp bağırır
ıslatır odaların ateşini
ruhumuz varsa eğer ruhumuz söner
aramızda kırgınlıklar olduysa onlar dursun
zati ev çok uygun dağılmaya
yani bardaklar kırılmaya çalışıyor rüzgardan
öyle ki televizyonda biriken ses
izin vermeden
kapının
bir el tarafından açılıp bizi güneşlemesine
daha rahat koltuklara göz koymamızı
söylüyor öfkeyle karanlıktan korkan yanlarımız
ve dua işlerliğini yitiriyor.
buzdolabının organlarında
yetişen kahvaltı
bitiyor, sonra aslolan; bunları hep görüyor
görsün
varolmaları sona eren şeyler
gidip gelmiyorlar artık
eve getirilen şarkılar bağırıyor
bütün etrafı bir varolmak kaplıyor bir hayalin içindeki
yiyecekleri mutfak eşyasını tahtadan bacaklıları varolmak kaplıyor
can olduğu yerden kıpırdayamıyor, sönüyor can, kıpkırmızı oluyor utancından
kaçıyor, kaçıyor uzaklaşarak, uzaklaşarak yakınlaşıp
ama yağmur yağmıştı ya
yağmur yağması güzelleştiriyor birden
şehre yeni giren kızları
bu caddenin ortasından geçeceğim hevesi kaplamış
herkes beni görecek amacıyla
şehre yeni giren kızları.
bu caddenin ortasından geçeceğim
trafik beni çarpacak, telefonda konuşurken
bir süleyman'a nasıl hüzünlenilir göstereceğim
giysiler hala bekletilmekten rahatsız
eskimek istiyor tüm gömlekler
alışverişe çıksın istiyor para pul
kelimeler düşmanlık ediyor tanıdıklara
bir duvarın ayırdığı Urfalı aileler
konu komşu olmaya gelmişler
ama ben bu caddenin ortasından geçeceğim
ama kimsenin ne dili ne dini
biz aynı bir kişiyi hep sever vaziyetteyken
biz hepimiz aynı kızlardan hoşlanıyoruz, şıklar arasından
ödümüz kopuyor yalnız olduğumuz anlaşılacak diye
bu caddenin ortasından geçeceğiz, söz verdik bir kere
bir kot pantolon da bunun için alınacak
koltuk takımı böylece, palmiye ağacı bizim bahçedeki ağaçların hepsinden
daha özel
filmlerde adı geçen arkadaşlar da olmasa
allah bilir kaç yaşından beri yaşar taklidi yaptığımız bu hayat
ve yaptıklarımızın hayatları
ispatlanamayacak,
bir insan elinden çıkma
yapmacık kişiler, mankenler.
ancak
arkadaşım kağıt kalem kullanmış ya
Osman konuk senin yüzünden bilinmeyecek
diyorum
fişler prizde değil
süleyman bir kitap kapağı olamaz
olayların
gerçekleşmesi için
bize
ihtiyacı var

ihalenin birine patlayası olur, bazan bir kaç gün boyunca aynı ezan aynı vakti gerektirmeyebilir
tüm o kullanılıp bizi bekleyen atık günler geçmiyor