6 Mayıs 2012 Pazar

ses ve öfke

"yağmur durmuştu. şimdi güneydoğudan gelen hava mavi parçalara bölünmüştü. şehirdeki ağaçların ve damların ve kulelerin arkasında bir tepenin üstünde soluk bir kumaş parçası gibi yayılan güneş, parça parça bölünmüştü. bu havanın üstüne bir çan sesi geldi, ve sonra işaret verilmiş gibi, öteki çanlar bu sesi aldı ve tekrarladı."
william faulkner

"bazen çok korkuyorum
ama bu aslanlarımı açıklamama engel olmuyor"
ah muhsin

ses ve öfke william faulkner

yorgan gibi dikilmiş siyah satenden bir sabahlık vardı üstünde, çenesinin altında kavuşturmuş tutuyordu. öteki elinde lastikten kırmızı bir sıcak su torbası tutuyor ve arka merdivenin sahanlığında duruyor, çıt çıkmayan merdiven boşluğuna, sürekli ve değişmeyen aralıklarla "Dilsey" diye sesleniyordu, merdiven boşluğu da tam bir karanlığa iniyor, ve sonra gri bir pencere ışığının vurduğu yerde yeniden aydınlanıyordu. "Dilsey," diye seslendi, ( ) değiştirmeden ya da kuvvetlendirmeden ya da acele etmeden, sanki hiç cevap beklemiyormuş gibi."Dilsey."

:(sesini)

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Peki o halde. Kaça çeyrek var. william faulkner, ses ve öfke

VE SONRA AVLUYA DÖNER DÖNMEZ ÇANLAR YİNE BAŞLIYOR VE BEN YÜRÜDÜĞÜM SIRADA VURUŞLARI BİR HAVUZDAKİ DALGACIKLAR GİBİ YAKLAŞIYOR, BENİ GEÇİYOR VE UZAKLAŞIP GİDİYOR VE ÇEYREK VAR DİYOR KAÇA? Peki o halde. Kaça çeyrek var.

AYŞEMAYŞE

Tüyü bitmemiş yetimliğimde miydin neydin, oysa babam yine sağ
Ama adın Ayşe´ydi, ya da ayşemayşeydi ki
Seni sırtımda bir küfe ana-kız gibi sevdim
Değdim de denebilir - bakışıyorduk ya -
Kış aksırığı hohlanmış ellerine
Sonra senler bir başıboşluğa tüydü gitti
Çalpara eteklerin çapraz ellerimde
Sen de öyle mi yap dedim kendi kendime
Coş savrul koşukoşuver esri
- Ne haddime? -
Ne haddime mi
Oh, her çimdik morartısına indiğimde
Bir dişi çukur - çıkmak belki de -
Basamaklar noksandı hep
Tabanlarımla merdiven içiçe
Yepyeni bir göz takınıyordum tez
Senin senden önceni görmeyesiye
Adın Ayşe miydi, ayşemayşe miydi ne
Kıraça daldım çok, kireç kerpiçe som buğday ekercesine
Yufkayı un-ufak edercesine, ne ki en acıkımlık
Gölgesinde bir leş yatırın çınarına ilk balta bu sevi
İçi vıyıl vıyıl kurt, o da bir çeşni
Ama kıç cebinde hep o yassı şişe
İlle seni övdüm seni bildim seni sevdim yaşadım
Yani bir gidişat ki pırnakıl bencesine
Herkese duyur emi
Ötesi tüm ayşemayşe
Ha, bir de dulun penceresine tırmanmıştım yaz serinliğinde
İbrişim dokurcasına keten kenevir yerine
Ah ödünç Ayşe, ah yaşamın eğirdiği kıvrak yün
Kâh kendini didiklercesine edindiğim büklüm filoş
Dur, tâ gitme
Bülûğ gövdede bir yanı gevşek örgüm
Varını nakışlarcasına mıydı beni sevmen
Alı al molu mor kilimler saçağında
Bir azman çiçek gibi bükülmezliğimde, hoş
Dipdiri sırmayı tiftikleyip de püskül kılmacasına
Sımsıcak, yorgan-döşek, bitirim
Maraş´ları Muş´ları hep geze geze
İstanbul´dan hiç mi hiç çıkmadım
Nice senler saysam yol boyunca sevdiğim
Tepeden tırnağa ayşemayşe
Sana bağdaş kuruşlarım mı? tuzuyaş´ın biriydim
Hep o ben yaşımda
İster şuydun de, ister buydun; doğrusu Metin
Eh, bana bir türkü şimdi, ilki Karacaoğlan´dan
Hasan yanım hâlâ çocuk tâ Alamanya´larda
Özetliyeyim mi?
Bu bir sevi tınazı
Ve de ben kırık-dökük bir yaba.
Metin ELOĞLU

XAVİER CUGAT

Amma da yaptın şıllık kız,
Dağlıysak, insan değil miyiz yani?
Koyunları sattık, vurduk üçbini;
Öküzleri sattık, vurduk beşbini;
Bu parayı mezara mı götüreceğiz?
Hele gel, seni vizon pöstekilere saram;
Koluma takıp Kervansaray´a gidem;
Sana Chat-Noir´lar alam mı;
Kokluyanın burnu düşsün.
Joze İturbi´den, Xavier Cugat´tan
Sana pilâk alam mı?
O çalsın, sen tepinedur...
Seni eşek sütünden banyolara yatırıp,
Camel´ini binliklerle yakam mı?
Naylon´una ne verem?
Metin ELOĞLU

Ben seni sevdim diye / bingöl vilayetinde kamyondan inince / tığ gibi bir delikanlıya soruyorum / -SİZ NERENİN BULUTLARISINIZ ÖYLE / -BİZ SİZİN SEVDANIZIN BULUTLARIYIZ


YÜREĞİME SAĞLIK NE İYİ ETTİM

Bu yürek
Seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuki beşer
Çınçınlı hamam
Çizmedeki kedi
Sanki elleriyle koymuşlar gibi
İkimizden bir işmar


Seni sevmemiş olsam , sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim çolak hüseyin eli
Seni sevmesem , nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne ?
Cumartesi
Seni sevdiğim için , Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için , bak temmuz ayındayız
Ayşe onbaşı , pir sultan abdal , büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor , seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden , suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri , seni sevdiğim için güzel
İbrahim’in dilleri
İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
Savaşın adı geçse , cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür , ne kömür o be
Raman’ı düşünür , Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için , Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller
Seni sevdiği için goncalanıyor
Seni sevdiğim için , kilim dokuyor Avşar’da
Yarın sabahlar , seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin , halk şiiri , canlı sinema
Mapushaneler , yedi düvel , harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamid , don civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi
Başaklanmayan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi ,
Yeşille turuncunun kafa barıştırması , bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz , ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde , kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle ?
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok , sırtı pekse hısım akrabanın
Konu-komşu , dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor , tütün neyime zarar
Keseme zarar , ciğerime zara , sevdama zarar
Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
Beti-benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut , sonra uyandır
Lokman hekim , seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim , ilkbaharı kodunsa bul gayrı
İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki , seni sevmeseydim
Hak , hukuk , bereket diye
Eşitlik , kardeşlik , hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim..!
Metin ELOĞLU

4 Mayıs 2012 Cuma

Rasih Güran

d. 1915 (?) . Muvakkar Güranın eşi, Nazım Hikmet'in ve ressam Nazmi Ziya'nın yeğeni. Ağırlıklı olarak çevirmenlik yaptı. TKP'ye üyeydi. 1970 yılı civarında intihar etti.

QUENTİNE:
YAPTIĞI ŞEYin ne ÇOK KÖTÜ BİRŞEY OLDUĞUnUn idrakinde, net olarak  ve daha bir çok şey olarak BİLİYOR VE BUNA EN UYGUN DÜŞECEK ACIYI, ARTIK NERDEN BULDUYSA YAHUT NASIL BAŞARDIYSA, ALIP ÇEKİYOR. BİZ ANCA SAYGI DUYARIZ kardeşim, BAŞKA şeye LÜZUM YOK.

Yalnız bakar mısın kadınlar hakkında ne demiş:
- babamla ben koruyoruz kadınları birbirlerinden ve kendilerinden bizim kadınlar bunlar.  kadınlar bak neye benzerler bizim insanlar üzerine edindiğimiz bilgileri edinmezler onlar edimli bir kuşku bolluğu ile doğmuşlardır bu da sık sık ürününü ve çoklukla doğru olarak verir kötülükten yana bir eğilimleri vardır kötülükte bulunmayanı bulup çıkarmaktan yana içgüdüsel olarak hafif uykuda yorganı üstüne sardığın gibi amacına amaç olsun olmasın hizmet edinceye kadar zihnimizi döllerler
- babamla ben koruyoruz kadınları birbirlerinden ve kendilerinden(,) bizim kadınlar bunlar.  kadınlar bak neye benzerler(:) bizim insanlar üzerine edindiğimiz bilgileri edinmezler(,) onlar(,) edimli bir kuşku bolluğu ile doğmuşlardır(,) bu da sık sık ürününü ve çoklukla doğru olarak verir(,)(bu da sık sık ve çoklukla ürününü doğru olarak vermelerine yarar) kötülükten yana bir eğilimleri vardır (''ve'') kötülükte bulunmayanı bulup çıkarmaktan yana(,) içgüdüsel olarak hafif uykuda yorganı üstüne sardığın gibi amacına amaç olsun olmasın hizmet edinceye kadar zihnimizi döllerler.

 (virgül icat edilmemiş ona göre)


dekanla konuşuyor quentine ve dekan şöyle diyor:
- sen yalnızca şurada köşede otur, iki gün önceden başlayarak bekle bir yıl ve gör.
(iki gün önceden başlayarak bekle bir yıl ve gör, iki gün önceden başlanır mı bişeye, geçmiş bitmemiş midir daha, şair misin oğlum sen?)

bu kitap hade neyse de, virginia woolf'un dalgalar kitabı vardı, aynı, kayınvalidemde de vardı, hah aynı işte, bilinç akışı, bilinç akışınızı sizin....


......iki balıkçı bir alabalığı yakalamaktan sonra o alabalık için bir misina veren birinden ve misinanın işe yaramayacağından böylece paraya çevrilmesinden bahsediyorlar.......ve quentin araya girer:

-sonra yirmi beş dolarla ne yapabileceklerini konuşmaya başladılar. hep birden konuşuyorlardı, sesleri direnmeli, çelişkili ve sabırsız gerçeksizliği bir olurluluk yapıyor, sonra bir olanak şekline sokuyor sonra yadsınamaz bir gerçek yapıyor, her zaman böyle olur zaten insanların istekleri sözcükler haline gelince.

16 Nisan 2012 Pazartesi

11 Nisan 2012 Çarşamba

sefkili arsıs ölüm

bu oğlan kızıma eziyet koymaz çektirir

sevgili arsız ölüm

gözlerini yumdu. '' Şiirleri yırtılan başka kızlar var mı? diye sordu. Kar düşüp su oldu. Dirmit gözlerini açıp karı aradı. Göremedi. Başını buz mavisi göğe kaldırdı. ''Varsa, onları bulacağım,'' diye bağırdı. Ezilen kolunu    usulca yokladı. Çantasını koltuğunun altına aldı. Okula gidemeyeceğini, eve geri dönemeyeceğini hatırladı. Sinemaya gitmeye karar verdi. Afişinde başına renkli balonlar yağan sarı saçlı bir kızın olduğu filme girdi. Filmde, köyden gelen bir kzın şarkıcı olabileceğini, karnından bıçaklanıp sahneye devrilebileceğini öğrendi.