ama o ağır ağır böğürüyordu, haincesine, gözyaşları akıtmadan; dünyada bütün sesi çıkmayan sefaletin önemli umutsuz sesi...
22 Aralık 2012 Cumartesi
--Kurtarmak Bütün Kaygıları--
Sularsa akmak birgün birgün birgün
Birgün dağlara çıkmak birer birer dağlara çıkmak birgün
Çıkmak çıkmak birer birer birgün dağlara dağlara birgün
Birgün birer dağlara
Ah nasıl dağlara birgün
Ey yorgun atlar, ey geri dönenler, sayı bilmeyen çocuklar
Ey birgün
Çiçek açmak birgün
Dağlara dağlara birer birer dağlara
Otları büyümek birgün
Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün
Birgün yeni dönmek
Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak
Su yürümek güneş bilmek
Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda
Bitkin bir gül bulmak ve geri dönenler birgün
Ey yorgun atlar, sayı bilmeyen çocuklar
Ey bütün hazır elbiseciler ey,
Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün
Dağlara dağlara çıkmak sular köprüler sular birgün çıkmak
Eski kaba arabalardan inip birgün çıkmak
Dağlara dağlara dağlara başka hiç
Birgün dağlara.
turgut uyar
kirtim kirt
can yoktu ki sevdala düşe,
kurt yoktu ki kızıl kana üşe
yoktum ki yol geçe
yoktun ki haber ulaşa
gül yoktu ki, dal yoktu ki..
ve döne döne ateş
döne döne madde
gökler yarıla dürüle
dağlar savrula devrile,
kırıla döküle yıldız
sular evrile çevrile
döğüşe döğüşe madde
değişe tokuşa madde
öyle bir vakte erdi ki devran
döne döne esir
döne döne gaz
döne döne atom
döne döne madde
döğüşe çekişe madde
vuruşa vuruşa madde
ve zaman değişe değişe
yosun titreşe, yeşilleşe
işık dura değişe
öyle bir vakte erdi ki devran
ha dedi kırdı zincirini
içerdeki adam
demir bağrışa bağrışa
zindan çağrışa çağrışa
şöyle buyurdu ki yusuf
dört kitaptan daha büyük :
"demek bu hayat,
önce sana bana yük
demek su kimin
toprak kiminse
motor, elektrik, ve ışık kiminse
demek sultan odur.
demek insan bölük bölük.
yaşıyorsun ölüyorsun demek.
nasıl yaşıyorsan
öyle düşünüyorsun demek
demek insan
en yüce mertebede hayvandır
yeni anladım
alet kullanan ve yapan.
tilki tarlayı masallarda sürer,
manyetoyu çeviremez tavşan.
devril başımdaki kader
dökül dilimdeki yalan
tutuş beynimdeki kibrit
kirtim kirt
kirtim de kirt
kirtim de kirtim
kirtim kirt"
bir yandan demirciler
demir döğe denge denk
bir yandan boyacılar
boya vurur renge renk
bir yanda
kurtuluş savaşçıları
bir yanda esaret
bir yanda termonükleer çağ
bir yanda balistik şirret
evvel madde
ahir fikir
dolan göğümdeki hava
salın yanımdaki fakir
salın proleterya
geber başımdaki bit
kirtim kirt
kirtim de kirt
kirtim de kirtim
kirtim kirt
(*) kirtim kirt : halı tezgahlarının çalışırken çıkardığı ses.
enver gökçe
kurt yoktu ki kızıl kana üşe
yoktum ki yol geçe
yoktun ki haber ulaşa
gül yoktu ki, dal yoktu ki..
ve döne döne ateş
döne döne madde
gökler yarıla dürüle
dağlar savrula devrile,
kırıla döküle yıldız
sular evrile çevrile
döğüşe döğüşe madde
değişe tokuşa madde
öyle bir vakte erdi ki devran
döne döne esir
döne döne gaz
döne döne atom
döne döne madde
döğüşe çekişe madde
vuruşa vuruşa madde
ve zaman değişe değişe
yosun titreşe, yeşilleşe
işık dura değişe
öyle bir vakte erdi ki devran
ha dedi kırdı zincirini
içerdeki adam
demir bağrışa bağrışa
zindan çağrışa çağrışa
şöyle buyurdu ki yusuf
dört kitaptan daha büyük :
"demek bu hayat,
önce sana bana yük
demek su kimin
toprak kiminse
motor, elektrik, ve ışık kiminse
demek sultan odur.
demek insan bölük bölük.
yaşıyorsun ölüyorsun demek.
nasıl yaşıyorsan
öyle düşünüyorsun demek
demek insan
en yüce mertebede hayvandır
yeni anladım
alet kullanan ve yapan.
tilki tarlayı masallarda sürer,
manyetoyu çeviremez tavşan.
devril başımdaki kader
dökül dilimdeki yalan
tutuş beynimdeki kibrit
kirtim kirt
kirtim de kirt
kirtim de kirtim
kirtim kirt"
bir yandan demirciler
demir döğe denge denk
bir yandan boyacılar
boya vurur renge renk
bir yanda
kurtuluş savaşçıları
bir yanda esaret
bir yanda termonükleer çağ
bir yanda balistik şirret
evvel madde
ahir fikir
dolan göğümdeki hava
salın yanımdaki fakir
salın proleterya
geber başımdaki bit
kirtim kirt
kirtim de kirt
kirtim de kirtim
kirtim kirt
(*) kirtim kirt : halı tezgahlarının çalışırken çıkardığı ses.
enver gökçe
biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
ayın onbeşi;
... biz olmasak taşova'nin tütünü, kütahya çinisi,
yani bizsiz
anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
güzel değildir.
enver gökçe
biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
ayın onbeşi;
... biz olmasak taşova'nin tütünü, kütahya çinisi,
yani bizsiz
anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
güzel değildir.
enver gökçe
17 Aralık 2012 Pazartesi
Ölüm cezası çıktı merveler
İster yağsın, ister yağmasın, yağmurda ıslanacaktık o gece,
vapurlar bile uykuya dalmışlardı, biz de günahlarımızı çıkarıyorduk birer birer.
adeta yağmur yağıyordu, adeta vardık ve bundan ölesiye nefret ediyorduk. Git
gide daha çok birlikteydik, eskiden küçücük bir olasılıkken, bir yaprağın bir
meleğe çarpması kadar geç bir tesadüfken birbirimizi tanımamız, artık kimi
seçersek seçelim, onların yerine geçiyordu pat diye bir diğerimiz, yine de
aşktan söz etmeye korkuyorduk, temkinli, dikkatli, heyecanlıydık ve ceplerimize
bi kaç kuruş fazla almıştık, Yanıma hiç bu kadar sokulmamıştı, anlaşılan o ki ikimiz
tek kalmıştık her yerde, sanki bütün kollarımız kenetlenmeyi çoktandır bekliyormuşcasına
hazırdılar birleşmeye. sokaklar o gece, lambalarından tam bizim durduğumuz
caddede olanını, yani fırıncının olduğu noktadakini söndürmüştü, bunu sırf
bizim için yapmış gibiydi…eh biraz umutlanmıştık, biraz soğumuştuk kısık
rüzgarlar yüzünden.
Yer değiştirdik, bu sefer hapiste olan oydu, bu sefer açık
televizyonun karşısında bir saniye olsun hiçbir şey izlemeden saatlerce düşünen
o, ve bende merdivenden düşüyordum, berberdeydim hatta, ve birisinin piyano
çalmasını bekliyorduk, yağmur da yağacağa benziyordu, o gece tüm isyanlar
kazanılacak diyordu televizyon yorumcuları, bitmemeliydi böyle sahneler ama,
böyle mutlulukları görmemek için bin dereden su getiriyor insanlar, kırk yılda
bir yaşanabiliyordu böyle zaman dilimleri, yine de aynı dereden ikinci kez
geçemiyor kimse, geçemiyoruz ve geçemiyor diğerleri, sonsuza kadar sürmeyeceğini bilsek bile, en
azından haftada bir böyle şeyler planlamak hoşumuza giderdi, hele planladıktan
sonrasında yaşamaksa,
her şeyin mahvolması
için ne kadar didinmişsek, bazı anlarda yanmayan lambaların altındayken
olduğumuza benzeyen hallere de bürünebiliriz, kusurlarımız eksiltir olacakları,
belki de sadece o lambaların altında olmak hürleştirir, kurtarır hepimizi,
farkındayız ama bu konuda pek konuşmamalıyız, büyüklerimizin öğrettiği edayla
konuşmamalıyız, onların sessizlikleriyle susmalı, dediklerini duymamalıyız,
çünkü hep nasihat ile ve komşu çocuğu ile veya tanıdık çocuklar ile kıyaslanmak
ile, aklımdaki sorular ile anlaşılamamaya dair, konuşmuşsak ve anlaşılmıyorsak,
biraz da sussak ha!
aslında hiç konuşmamalıyız, madem denizler uzak bize, ve bu
uzaklıktan bile hissediliyor ise uzaklığıyla meşhur denizlerin denizliği,
karanlık ise, bize, denizler, aslında biraz konuşsak da iyi ederiz ha…
ütü edilmiş gömlekler, taranmamış başlar, taranması için
yeteri miktarda saç tanesi de yok,
uykularımızı bölen martılar adına ondan özür diledim,
14 Ekim 2012 Pazar
Genç Bir Yazara Öğütler
1.İktidardaki ideolojiler ve hükümdarlar hakkında şüphe
uyandır.
2.Hükümdarlardan uzak dur.
3.Dilini ideolojik dil ile kirletme.
4.Generallerden daha güçlü olduğuna inan, ama bunu ölçü olarak alma.
5.Generallerden zayıf olduğuna inanma ama bunu ölçü olarak alma.
6.Kendi yarattığın ütopyadan başka hiçbir ütopyaya inanma.
7.Hükümdara da halka da eşit derecede gururlu dur.
8.Edebi yapıtınla kazandığın imtiyazların vicdanını rahatsız etmesine izin verme.
9.Kendi seçiminin lanetini sınıf zulmü diye algılama, birbirine karıştırma.
10.′Tarihi ivedilik′ diye bir takıntın olmasın, ′tarih treni′ diye bir metafora da inanma.
11.Bu yüzden ′tarihin treni′ne binme. O sadece saçma bir metafordan başka bir şey değil.
12. Sakın unutma: bir kez amacına ulaşırsan diğer başka şeyleri kaçırmışsındır artık.
13. Bir turist olarak gezdiğin ülkeler hakkında makaleler yazma; makaleler yazma,sen gazeteci değilsin.
14. İstatistiklere, figürlere ya da resmi beyanatlara inanma. Gerçeklik; çıplak gözün göremediğidir
15.Fabrikaları, kolhozları ya da inşaatları gezme. ‘Terakki’ çıplak gözün göremediğidir.
16. Ekonomiyle, sosyolojiyle, psikoanalizle aranda hep bir mesafe olsun.
17. Zen, Budizm gibi doğu öğretilerine kapılma. Yapacak daha iyi şeylerin var.
18. Aklından çıkarma: düşlem, yalanın, sahtenin kardeşidir ve bu yüzden tehlikelidir.
19. Kimseyle takım, ekip işine girme. Yazar tek başınadır.
20. Bu dünyanın mümkün dünyalar içinde en kötüsü olduğunu söyleyen hiç kimseye inanma.
21. Peygamberlere inanma. Peygamber sensin.
22. Peygamber olma. Şüphe, senin gücündür.
2.Hükümdarlardan uzak dur.
3.Dilini ideolojik dil ile kirletme.
4.Generallerden daha güçlü olduğuna inan, ama bunu ölçü olarak alma.
5.Generallerden zayıf olduğuna inanma ama bunu ölçü olarak alma.
6.Kendi yarattığın ütopyadan başka hiçbir ütopyaya inanma.
7.Hükümdara da halka da eşit derecede gururlu dur.
8.Edebi yapıtınla kazandığın imtiyazların vicdanını rahatsız etmesine izin verme.
9.Kendi seçiminin lanetini sınıf zulmü diye algılama, birbirine karıştırma.
10.′Tarihi ivedilik′ diye bir takıntın olmasın, ′tarih treni′ diye bir metafora da inanma.
11.Bu yüzden ′tarihin treni′ne binme. O sadece saçma bir metafordan başka bir şey değil.
12. Sakın unutma: bir kez amacına ulaşırsan diğer başka şeyleri kaçırmışsındır artık.
13. Bir turist olarak gezdiğin ülkeler hakkında makaleler yazma; makaleler yazma,sen gazeteci değilsin.
14. İstatistiklere, figürlere ya da resmi beyanatlara inanma. Gerçeklik; çıplak gözün göremediğidir
15.Fabrikaları, kolhozları ya da inşaatları gezme. ‘Terakki’ çıplak gözün göremediğidir.
16. Ekonomiyle, sosyolojiyle, psikoanalizle aranda hep bir mesafe olsun.
17. Zen, Budizm gibi doğu öğretilerine kapılma. Yapacak daha iyi şeylerin var.
18. Aklından çıkarma: düşlem, yalanın, sahtenin kardeşidir ve bu yüzden tehlikelidir.
19. Kimseyle takım, ekip işine girme. Yazar tek başınadır.
20. Bu dünyanın mümkün dünyalar içinde en kötüsü olduğunu söyleyen hiç kimseye inanma.
21. Peygamberlere inanma. Peygamber sensin.
22. Peygamber olma. Şüphe, senin gücündür.
danilo kiş
13 Ekim 2012 Cumartesi
NAR-I AŞK
ve ben o şarkıyı çok severim
ve pencereler anneannemin evinden beri
ve kuşlar geçer sesinin üzerinden sabahları
ve elma en kırmızı halidir gerçeğin
kuru bir çeşme var yağmur altında
ve yağmur öyle yeni ki
savaş yorgunu şehirler göğsün
sonra göğsündeki bahçe, bahçedeki sarmaşık
sarmaşıktaki âşık sonra...
bence öyle yeni
nihavent ne müthiş bir kelimedir
gülün çocuk halidir, güzün eski bir tanışı
seninle geçen günler yıllar gibi öyle yeni ki
bütün güneşler birlikte geliyor yüzümüze
sesimize akıyor bütün sular
ah sevgilim bu şiiri içimden yazıyorum sana
içim öyle yeni ki
sevgilim vapurlara biniyorum yokluğunda
vapurlar elleri yüreğinde çocuktur
sevgilim çocuklar çok büyük
hatta daha büyüktür küçük çocuklar...
sevgilim diyorum
yirmi iki yaşında bir takvim yaprağı
takvim yaprakları dallarından koparak zamanın
binlerce yılı gösterirler düşerken
sevgilim Troya, sevgilim Sappho, sevgilim Helen
yani kırılmış akvaryum kırmızı balığını özlerken
yorgundur yelkovanı bir meydan saatinin,
hüzün Eskişehir'de bir ilçe gazetesidir
sevgilim, cumartesilerin en civcivli vaktinde
ve ben o şarkıyı çok severim
ve koyu kırmızı perdeleri var bir meyhanenin
ve kırgın bir yüzük baharlar açtırır parmağında
ve trenler neresi olursa olsun gurbete gider
ah gurbet bile... gurbet bile öyle yeni ki
bir şey yaptım ben, bir suç, bir yanlışlık değil
özlemeyi anıştıran kokun, sevişirken telaşla
bir elmayı ısırmak, karlı sabahlara uyanmak öpüşürken
sevgilim bütün işteş eylemlerimizde
kalbim bir bombalı pankart...
gel birlikte bakalım hayat kelimesiyle haytaya
ne kadar benziyor birbirine bazı şeyler
ben tüm otobüs duraklarında seni çok seviyorum
seni, pencereleri sevdiğim kadar
deniz diplerini sevdiğim kadar seni
diyorum ki kiraz en tatlı halidir gerçeğin
ve gerçek
ve otobüslerin yangın kokuları, akordeon günlükleri
ve koltukaltlarında ilkokul bahçeleri dağılırken
aşk öyle yeni ki
ah sevgilim bütün bulmacaların karelerinde
yazgısına asılı duran bütün notalarda
sevgilim ardımdan kapıyı kapadığında
telaşlı çocuk yüzünde, süt kokusu sabahın
sevgilim dolaylı tümleç, önlüğünde kalan tebeşir
etütler prensesi, kıymalı yumurtalar ustası
sevgilim seni düşününce duramıyorum
yeni bir isim buluyorum her şeye
sevgilim sen kuşlardan anlıyorsun ben matematikten
bu dize bile senden armağan
sen çoktan mezun olmuşsun
ben bütünlemeye kalmışım yeşil küpelerinden
sevgilim deniz kabukları yaralarından kalanlardır
denizin, öyle diyorlar bilmem neden
ve ben bu şarkıyı çok severim
ve nihaventtir kendileri...
aşk bir masaldır yağmurla söylenir
ve bu kırmızı perdeler aşktan beri
bir evin içinde kaç aydır gezinip duran bir peri...
Onur Caymaz
12 Ekim 2012 Cuma
Pekin’de Doğaçlama
Şiir yazıyorum çünkü, İngilizce inspiration “ilham” sözcüğü Latince Spiritus yani “nefes” sözcüğünden gelir,
ve ben özgürce nefes almak istiyorum.
Şiir yazıyorum çünkü, Walt Whitman
dünyaya samimiyetle konuşmak için izin verdi.
Şiir yazıyorum çünkü, Walt Whitman
şiirin dizelerini özgürce nefes alması için açtı.
Şiir yazıyorum çünkü, Ezra Pound
fildişinden bir kule gördü, tek bir yanlış ata oynadı,
şairlere sokakların yerel deyimleri
ile yazmaları için izin verdi.
Şiir yazıyorum çünkü, Ezra Pound
Batılı şairlere Çince’nin resim-yazı’larına bakmayı
gösterdi.
Şiir yazıyorum çünkü, Rutherford’da yaşayan W. Carlos.Williams New
Jersey aksanında “Teperim gözün ha” yazdı bunun hangi vezin ölçüsüne girdiğini
sorarak?
Şiir yazıyorum çünkü, babam şairdi
annem Rusya’lı, konuşan komünistce , öldü bir tımarhanede.
Şiir yazıyorum çünkü, genç arkadaşım
Gary Snyder oturup düşüncelerine baktı dışarının olağandışı dünyasının bir
parçası olarak, sanki1984’de bir konferans masası gibi.
Şiir yazıyorum çünkü, acı çekiyorum,
ölmek için doğdum, böbrektaşları ve yüksek tansiyon, herkes acı
çekiyor.
Şiir yazıyorum çünkü, diğer
insanların ne düşündüğünü bilmediğim için kafam
karışıyor ve bundan acı çekiyorum.
Şiir yazıyorum çünkü, şiir
düşüncelerimi açıkğa çıkarabilir, paranoyaklığımı sağaltabilir, ve ayrıca şiir
diğer insanların da paranoyaklığını da sağaltabilir.
Şiir yazıyorum çünkü, aklım seksten
politikaya, Buda’dan meditasyona dolanıp duruyor konular
arasında.
Şiir yazıyorum kendi aklımın doğru
bir resmini çıkarmak için.
Şiir yazıyorum çünkü,
Bodhisattva’nın dört yeminini ettim: Evrendeki sayısız bilinçli canlıları
özgürleştirmeye, kendi açgözlülüğümün, öfkemin, cehaletimin devamlı üstesinden
gelmeye, binbir çeşit iş gelecek başıma gökyüzü durdukça ve yol bitimsizdir
zihin uyandığında.
Şiir yazıyorum çünkü, bu sabah
titreyerek uyandım “Çin’de ne söyleyeceğim?” korkusuyla.
Şiir yazıyorum çünkü Rus şairler
Mayakovski ve Yesenin intihar ettiler, başka biri konuşmalı o
zaman.
Şiir yazıyorum çünkü, babam
ezberinden okuyarak, İngiliz şair Shelly ve Amerika’lı şair Vachel Lindsay’den
örnekler verirdi: Büyük rüzgar ilham nefesi.
Şiir yazıyorum çünkü, cinsel konular
hakkında yazmak sansüre uğrardı Amerika’da.
Şiir yazıyorum çünkü, Doğu’nun ve
Batı’nın milyonerleri Rolls-Royce limuzinler binerken, fakir insanların
dişlerini yaptıracak kadar bile paraları yok.
Şiir yazıyorum çünkü, genlerim ve
kromozomlarım gidip gidip genç kadınlara değil genç erkeklere aşık
oluyor.
Şiir yazıyorum çünkü, dogmatik
sorumluluklarım yok ne bugün ne yarın.
Şiir yazıyorum çünkü, yalnız olmak
ve insanlarla konuşmak istiyorum.
Şiir yazıyorum karşılık vermek için
Whitman’a , on yıl içindeki genç insanlara, yaşlı teyzeler ve amcalara, New
Jersey’de Newark yakınlarında yaşayan hâlâ.
Şiir yazıyorum çünkü, kara blues
dinledim radyoda 1939’da, Leadbelly ve Ma Rainey.
Şiir yazıyorum yaşlanmış gençlik
dolu, neşe dolu Beatles şarkılarının esinlediği.
Şiir yazıyorum çünkü, Chuan Tzu
insan mı yoksa bir kelebek mi olduğunu anlayamıyordu bir türlü, suyun yokuşaşağı
aktığını söylerdi Lao Tzu, Konfüçyüs “büyüklerinizi
onurlandırın” derdi, ben de onurlandırmak istedim
Whitman′ı.
Şiir yazıyorum çünkü, fazla otlatmak
koyun ve inekleri, Moğolistan’dan Vahşi Batı Amerika’ya mahveder yeni otlakları
ve erozyon yaratır çölleri.
Şiir yazıyorum hayvan ayakkabıları
giyerek.
Şiir yazıyorum “ilk düşünce en iyi
düşüncedir” daima.
Şiir yazıyorum çünkü, “şeylerin
içindekinden başka düşünce yoktur” bildirisi hariç yoktur anlaşılacak
düşünceler.
Şiir yazıyorum çünkü, Tibet’in
laması der ki; “Şeyler kendilerinin simgeleridir.”
Şiir yazıyorum çünkü, gazeteler
galaksimizin merkezindeki bir kara deliği manşetten veriyorlar, ona bakmakta
serbestiz.
Şiir yazıyorum çünkü, Birinci Dünya
savaşı, İkinci Dünya Savaşı, nükleer bomba ve istersek Üçüncü Dünya Savaşı, bana
lazım değil.
Şiir yazıyorum çünkü, ilk şiirim Howl, ki yayınlamak için değildi, polis
tarafından dava edildi.
Şiir yazıyorum çünkü, ikinci uzun
şiirim Kaddish annemin bir akıl
hastanesinde nirvanaya erişmesini onurlandırdı.
Şiir yazıyorum çünkü, Hitler 6
milyon yahudiyi öldürdü ve ben bir yahudiyim.
Şiir yazıyorum çünkü, Moskova
Stalin’in 20 milyon yahudiyi ve aydını Sibirya’ya sürdüğünü açıkladı, 15 milyonu
St.Petersburg’daki Stray Dog kafeye bir daha hiç gelemedi.
Şiir yazıyorum çünkü, şarkı söylerim
yapayalnızken.
Şiir yazıyorum çünkü, dedi ki Walt
Whitman: “Kendimle mi çelişiyorum?” Gayet iyi öyleyse, kendimle çelişeyim. ( Ben
büyüğüm, çokluğu barındırırım)
Şiir yazıyorum çünkü, aklım
kendisiyle çelişiyor, bir an için New York’ta hemeninde Adriyatik
Alpleri’nde.
Şiir yazıyorum çünkü, kafam 10,000
tane düşünceyle dolu.
Şiir yazıyorum çünkü, nedeni yok
çünküsü yok.
Şiir yazıyorum çünkü, aklımdaki her
şeyi söylemenin en iyi yolu bu; 6 dakika
içinde ya da bir ömür boyu.
Çeviri: Behlül
Dündar
9 Ekim 2012 Salı
şimşekli bir gecede eski iberik ve ölüm üstüne konuşmalar
- eylül geldi bile!
hep; anımsayacağım o sokağı.
- neden anımsar ki insan?
bir boşluk kendini duyurmuş olmalı.
böyle bir şey olmalı.
sesler
- bir çay daha?
- hayır, teşekkür ederim.
- hani, bir evden acılı kadınlar çıkardı.
söylenenlere bakılırsa denizi görmeye gidiyorlardı.
yürüdüktü bir zaman biz de arkalarından.
sonra o deniz çıktı kaldık.
- bir cumartesi miydi?
birini hiç unutmam. uzun,
gözlerine bakıp kalmıştım.
yaban otlar kokardı herhalde ağzı.
biraz da tuz (bak bunu bilmem, neden tuz)
sonra birden bir sağnak indirmişti
- gülmüştük hani ikimiz de -
hem böyle diyorum ya,
yine de sorarım kendime:
bilmem böyle kadınlar var mıydı?
böyle bir sokak?
- ne sessizlik!
- evet, ne sessizlik!
sanki dünya durmuş. bir ağaç büyümesini bırakmış
sanki. kendini dinliyor:
bir sessizlik olan kendini.
hani çok sıkılırsın da şöyle sokağa çıkayım dersin,
ama daha da dayanılmaz dönersin kendine...
sesler
- kapı. kapıvuruluyor.
- hayır, rüzgar.
- evet, rüzgarmış... ne diyordum?
- gazeteler...
- evet, bu sabahki gazeteler ölü sayısı on dokuza çıktı diyor-
lar.
- her gün bir ölüm haberiyle uyanıyorum.
- bu sabah,
bir kertenkele ölüsü buldum,
avluda.
kimbilir nereye gidiyordu?
hala açık duran gözlerine baktım.
ne aşıyor ne yaşamıyor gibiydi.
şimdi (orda) ne yapıyordur? orda,
neyse işte orası!
ölüm yaşanmaz ki bilinsin mi diyorsun?
hem belki buradaki gibi uzanmış yatıyordur
belki de biraz çekmiştir sağ ayağını,
sol ayağının yanına.
bir ağacın yaprakları değiyordur,
sonra da yavaşça üstüne - çok yavaşça- :
olmakla olmamak arası. o boşluk!
ilhan berk
hep; anımsayacağım o sokağı.
- neden anımsar ki insan?
bir boşluk kendini duyurmuş olmalı.
böyle bir şey olmalı.
sesler
- bir çay daha?
- hayır, teşekkür ederim.
- hani, bir evden acılı kadınlar çıkardı.
söylenenlere bakılırsa denizi görmeye gidiyorlardı.
yürüdüktü bir zaman biz de arkalarından.
sonra o deniz çıktı kaldık.
- bir cumartesi miydi?
birini hiç unutmam. uzun,
gözlerine bakıp kalmıştım.
yaban otlar kokardı herhalde ağzı.
biraz da tuz (bak bunu bilmem, neden tuz)
sonra birden bir sağnak indirmişti
- gülmüştük hani ikimiz de -
hem böyle diyorum ya,
yine de sorarım kendime:
bilmem böyle kadınlar var mıydı?
böyle bir sokak?
- ne sessizlik!
- evet, ne sessizlik!
sanki dünya durmuş. bir ağaç büyümesini bırakmış
sanki. kendini dinliyor:
bir sessizlik olan kendini.
hani çok sıkılırsın da şöyle sokağa çıkayım dersin,
ama daha da dayanılmaz dönersin kendine...
sesler
- kapı. kapıvuruluyor.
- hayır, rüzgar.
- evet, rüzgarmış... ne diyordum?
- gazeteler...
- evet, bu sabahki gazeteler ölü sayısı on dokuza çıktı diyor-
lar.
- her gün bir ölüm haberiyle uyanıyorum.
- bu sabah,
bir kertenkele ölüsü buldum,
avluda.
kimbilir nereye gidiyordu?
hala açık duran gözlerine baktım.
ne aşıyor ne yaşamıyor gibiydi.
şimdi (orda) ne yapıyordur? orda,
neyse işte orası!
ölüm yaşanmaz ki bilinsin mi diyorsun?
hem belki buradaki gibi uzanmış yatıyordur
belki de biraz çekmiştir sağ ayağını,
sol ayağının yanına.
bir ağacın yaprakları değiyordur,
sonra da yavaşça üstüne - çok yavaşça- :
olmakla olmamak arası. o boşluk!
ilhan berk
5 Ekim 2012 Cuma
4 Ekim 2012 Perşembe
TEYAKKUZ: harranlı müneccim
TEYAKKUZ: harranlı müneccim: sonunda yağmur yağacak, hem öyle bir yağmur ki yapılmayan işlerin, ödenmeyen borçların, tutulmayan sözlerin mazereti olacak . ve kefareti, u...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)