ama o ağır ağır böğürüyordu, haincesine, gözyaşları akıtmadan; dünyada bütün sesi çıkmayan sefaletin önemli umutsuz sesi...
12 Nisan 2013 Cuma
8 Nisan 2013 Pazartesi
aşk mıdır nedir, beni öldürecek
geç kalktık, saat on ikiyi gösteriyordu, mahallenin yarısını görüyorduk pencereden, kızlar gelinlik giymenin geceyarılarında uyuyorken, anlamıştık işte öğlen ol...duğunu, bir gün sanki bu olacakmış gibi hep beklemiştik bu gecikmeyi, tutunmayı beceremiyorduk belki, belki iz bırakamıyorduk bunun için birbirimizde, buna hakkımız var mıydı bilmiyorum ama işte öğlen olmuştu, kalkıp giyinmeye koyulduk, kalkıp kahvaltı yaptık, kalkıp çay içince nasıl da hoştu her şey, sonra sigara içtim ben, o da düzen kurmaya devam edecekti hayatımda böylelikle, bir boş zaman buldu mu hep yaptığı şeydi düzen kurmak, onun için önemliydi, sırf bu yüzden yaratılan insanlar görmüştüm, saat sormazlar, çantalarından her boku çıkarabilirler, ne zaman işeyecekleri bile bir tür mekanik sorundu onlar için, bıraksanız sabaha kadar koşuştururlardı teknik bir ayrıntıyı ayarlıyormuşcasına hayat için, detaylar hep onların kontrolü altında olmalıydı, belki sıkılmaktan usandıkları içindir bileme ama, hiç yorulmamayı nasıl sağladıklarının benim için önemi yoktu,
sonra çıkmamız gerektiğine dair bakışını gördüm, ayakkabılarımı giyip sokakta bulduk birbirimizi, güneş her şeyi halletmişti, sokaklar canlanmıştı, erkekler ve kadınlar, erkekler ve erkekler, kadınlar ve çocuklar, yani işte hemen hemen herkes ya öylesine yürüyordu, ya da bir yerlere yetişmek için yürüyorlardı, kimin ne için yürüdüğünü anlamamız o kadar kolaydı ki, yeteneklerimiz sonsuz gibi gelmişti bir an, sonra ona gizli kapaklı bakınca pek de öyle olmadığını gördüm yüzünde, Allahtan mutlu olmak için birlikte değildik, ben sepetin üzerine atılmış kirli çamaşırlar gibi hissediyordum kendimi, beni yıkamasını bekleyerek bir nevi, onunla ilgili fikirlerimin özünü hep bu temizlik olgusu oluşturuyordu, bir çeşit sadelik, bir çeşit olgunluk, otobüs durup bizi aldı, yan yana oturabildiğimize sevindim, birlikte olduğumuza gururlandık içten içe, kurtaracak hiçbir şeyimiz yoktu, inandığımız şeyler için pek çaba göstermiyorduk herkesle beraber, yani inanmayabilirdik de, hepsi bundan ibaretti, konuştuk,konuştukça hoş oluyordu, gerçek şeylerden konuşunca inanın hoş oluyordu, somut, elle tutulacak konular beni hep memnun etmiştir, başka konular ise acıtıyordu, yıldızları önemsemeyen biri için damda uyumak klima yokluğundandır, sırf bu yüzden düşerse eğer damdan, bunu hoş karşılamayacak kadar aşkı tatmamıştır lakin, verhasıl otobüs bizi olmamız gerektiği yere, bizden kaynaklanan gecikmeyi de ona sayarsak, yarım saat kadar geç ulaştırdı, sonra biraz yürüyüp bir masaya kurulduk, sandalyesini çekmem hoşuna gitti, bizi beklememişlerdi, buna üzülmedik, üzülmeyi hatırlamayacak kadar gecikmiştik, belki de sırf bu yüzden geç uyanmıştık, telefonlarımız da belki bunun için kapalıydı hala, insanın hep yanında olan birini gerçekten fark etmesi için, onu çok sevdiğini, onunla her sabah uyandığında karşılaşmak istediğini, eve her gelişinde kapıyı onun açması dileğini, göstermelik de olsa günaydınlarını hep duymaya can attığını fark etmesi için, bazen o hariç bütün yaşadıklarını ve diğer bütün dünyaları değiştirmek gerekiyormuş, ya da bazen hepsinden yoksun olmak gerekiyormuş, aşağı yukarı herkes için gerekli olmalıydı bu tür bir kafeste durma hali, ,
acımasızlıklara karşı öylesine dik durabiliyordu ki, sarhoş gezer zannederdiniz onu,en büyük zalimlere bile nefesi ulaşır zannederdiniz, nerde bi haksızlık varsa bulup çıkarıyordu, gidermeye koyuluyordu, töleransı yoktu bu konuda kimselere,gücü yetmediğinden hep yanına bir silah almazdı ama beni almayı ihmal etmezdi, çoğu kez başkalarını da almaya yeltenirdi, ama sahiden evet demediğimi de bilirdi, kurallara uyan biri olduğumdan istemeden de olsa katılırdım savaşlarına, gücünü nasıl kullanacağını kestiremiyordu, bu yüzden kaç sefer işinden oluyordu nerdeyse, herkesten çok çalışmasaydı, şimdiye kadar çoktan işsiz kalmıştı ama, son anda vazgeçmesini bilirdi bu diklenmelerinden, saatlerce deniz kenarında yürüdük ve oturup bir şeyler söylendik, bir şeyler içtik, eve dönmek istemiyorduk, akşam rüzgarlarını dinledik, sarhoş olmaya karar verdik, birkaç bira içince başağrısı tuttu, eve dönelim dedi, döndük, yolda hiç konuşmadan pencereden dışarıyı izledi, son zamanlarda çokça dinlediği şarkıyı dinledi, birazını bana da dinletip, kulaklığı aldı benden, nedense aynı anda sevdiğimiz hiçbir şey yok gibiydi, benim sevdiğime o geç kalıyordu, onun sevdiğini ben çoktan terk etmiş oluyordum, eve vardık, kapıyı açıp ayakkabılarımızı çıkardık, duş aldı, yatağa attı kendini, sonra birden geceyarısı uyanıverdi, beni çağırdı, uyuduk, güneş eve dolana kadar uyuduk, kahvaltı hazırlayıp evde oturduk, hiç konuşmadan saatlerce oturduk aynı koltukta, kokusunu alıyordum, konuşmadığımıza tek sevinen ben değildim, eline kitabını aldı, sessizce okuyup gülümsemeye başladı, heyecanla bişeyler söylemeye başladı, kitaptan bazı kısımları heyecanla okudu bana, heyecanlandım, bu dünyada değilmişiz hissi uyandı bende tekrar, şimdiye dek görmezden gelmeyi başaramadığımız her şey silinmişti sanki kayıtlardan, unutmak öylesine büyük bir erdem olabiliyordu ki bazen insanoğlu için, büyüyüp devleşiyorduk odamızda, sahip çıkılmamış ilişkimize analık babalık yapmaya başlamıştık, kıyılarından, sahillerinden, sokaklarından, parklarından, kaçmıştık hep bu şehrin, artık dayanılmaz bir hal almıştı diğer ilişkiler,
kimse için ölemeyeceğimden korkuyordum, o ise her an ölmek için bahaneler arar gibiydi, onun için ne değer atfettiğimi öğrenmek istemiyordum, bu bana sorumluluklar yüklerdi yoksa, özgür olurdum, oysa ben rehin olmaya alıştırılmışım, rüzgara rehindim, sabahlara ve akşamlara, dualara rehindim, koltuklara ve güzelliklere,korkmaya rehindim, rahatıma ve hazır ol’lara, ekşi bir elmayı çok seviyordum, konuşmayı beceremiyordum, esaretim beni tamamlayan ruhumdu aslında, ruhumu da bana servis edilmiş bir yemek gibi tüketiyordum, kaçak olmak sanıyordum hayatı, beni kimselerden ayırmayan kaçışlarımın yollarında kimselere eşit olmadan yürümek sanıyordum hayatı, işte ya ona nasıl da kaçmıştım, ve onda kalmıştım, ondan kaçmayı ise, o benden kaçıncaya kadar ertelemiştim, yalnızlığımın kokusunu hatırlamama engel olmuştu rüzgarlar, odayı pırıl pırıl etmişti rüzgarlar, o bunu biliyor muydu bilmiyorum lakin, bundan böyle de kalkıp gideceğimi düşünmeyecek kadar esir olmuştum hayata, ağacın neresinden tutunursam tutunayım, aynı çiziklerle boğuşuyordum, her seferinde yaralarımı görmezden gelip, ağrılarım dininceye kadar susuyordu, bu susuşlarında müthiş bir sabır ve yenilmezlik seziyordum, ona benzememeye yeminli biri olarak, onu da kendime benzetemeyeceğimden emin olarak, merdivende hep aynı basamakta yürüyorduk,
sonra çıkmamız gerektiğine dair bakışını gördüm, ayakkabılarımı giyip sokakta bulduk birbirimizi, güneş her şeyi halletmişti, sokaklar canlanmıştı, erkekler ve kadınlar, erkekler ve erkekler, kadınlar ve çocuklar, yani işte hemen hemen herkes ya öylesine yürüyordu, ya da bir yerlere yetişmek için yürüyorlardı, kimin ne için yürüdüğünü anlamamız o kadar kolaydı ki, yeteneklerimiz sonsuz gibi gelmişti bir an, sonra ona gizli kapaklı bakınca pek de öyle olmadığını gördüm yüzünde, Allahtan mutlu olmak için birlikte değildik, ben sepetin üzerine atılmış kirli çamaşırlar gibi hissediyordum kendimi, beni yıkamasını bekleyerek bir nevi, onunla ilgili fikirlerimin özünü hep bu temizlik olgusu oluşturuyordu, bir çeşit sadelik, bir çeşit olgunluk, otobüs durup bizi aldı, yan yana oturabildiğimize sevindim, birlikte olduğumuza gururlandık içten içe, kurtaracak hiçbir şeyimiz yoktu, inandığımız şeyler için pek çaba göstermiyorduk herkesle beraber, yani inanmayabilirdik de, hepsi bundan ibaretti, konuştuk,konuştukça hoş oluyordu, gerçek şeylerden konuşunca inanın hoş oluyordu, somut, elle tutulacak konular beni hep memnun etmiştir, başka konular ise acıtıyordu, yıldızları önemsemeyen biri için damda uyumak klima yokluğundandır, sırf bu yüzden düşerse eğer damdan, bunu hoş karşılamayacak kadar aşkı tatmamıştır lakin, verhasıl otobüs bizi olmamız gerektiği yere, bizden kaynaklanan gecikmeyi de ona sayarsak, yarım saat kadar geç ulaştırdı, sonra biraz yürüyüp bir masaya kurulduk, sandalyesini çekmem hoşuna gitti, bizi beklememişlerdi, buna üzülmedik, üzülmeyi hatırlamayacak kadar gecikmiştik, belki de sırf bu yüzden geç uyanmıştık, telefonlarımız da belki bunun için kapalıydı hala, insanın hep yanında olan birini gerçekten fark etmesi için, onu çok sevdiğini, onunla her sabah uyandığında karşılaşmak istediğini, eve her gelişinde kapıyı onun açması dileğini, göstermelik de olsa günaydınlarını hep duymaya can attığını fark etmesi için, bazen o hariç bütün yaşadıklarını ve diğer bütün dünyaları değiştirmek gerekiyormuş, ya da bazen hepsinden yoksun olmak gerekiyormuş, aşağı yukarı herkes için gerekli olmalıydı bu tür bir kafeste durma hali, ,
acımasızlıklara karşı öylesine dik durabiliyordu ki, sarhoş gezer zannederdiniz onu,en büyük zalimlere bile nefesi ulaşır zannederdiniz, nerde bi haksızlık varsa bulup çıkarıyordu, gidermeye koyuluyordu, töleransı yoktu bu konuda kimselere,gücü yetmediğinden hep yanına bir silah almazdı ama beni almayı ihmal etmezdi, çoğu kez başkalarını da almaya yeltenirdi, ama sahiden evet demediğimi de bilirdi, kurallara uyan biri olduğumdan istemeden de olsa katılırdım savaşlarına, gücünü nasıl kullanacağını kestiremiyordu, bu yüzden kaç sefer işinden oluyordu nerdeyse, herkesten çok çalışmasaydı, şimdiye kadar çoktan işsiz kalmıştı ama, son anda vazgeçmesini bilirdi bu diklenmelerinden, saatlerce deniz kenarında yürüdük ve oturup bir şeyler söylendik, bir şeyler içtik, eve dönmek istemiyorduk, akşam rüzgarlarını dinledik, sarhoş olmaya karar verdik, birkaç bira içince başağrısı tuttu, eve dönelim dedi, döndük, yolda hiç konuşmadan pencereden dışarıyı izledi, son zamanlarda çokça dinlediği şarkıyı dinledi, birazını bana da dinletip, kulaklığı aldı benden, nedense aynı anda sevdiğimiz hiçbir şey yok gibiydi, benim sevdiğime o geç kalıyordu, onun sevdiğini ben çoktan terk etmiş oluyordum, eve vardık, kapıyı açıp ayakkabılarımızı çıkardık, duş aldı, yatağa attı kendini, sonra birden geceyarısı uyanıverdi, beni çağırdı, uyuduk, güneş eve dolana kadar uyuduk, kahvaltı hazırlayıp evde oturduk, hiç konuşmadan saatlerce oturduk aynı koltukta, kokusunu alıyordum, konuşmadığımıza tek sevinen ben değildim, eline kitabını aldı, sessizce okuyup gülümsemeye başladı, heyecanla bişeyler söylemeye başladı, kitaptan bazı kısımları heyecanla okudu bana, heyecanlandım, bu dünyada değilmişiz hissi uyandı bende tekrar, şimdiye dek görmezden gelmeyi başaramadığımız her şey silinmişti sanki kayıtlardan, unutmak öylesine büyük bir erdem olabiliyordu ki bazen insanoğlu için, büyüyüp devleşiyorduk odamızda, sahip çıkılmamış ilişkimize analık babalık yapmaya başlamıştık, kıyılarından, sahillerinden, sokaklarından, parklarından, kaçmıştık hep bu şehrin, artık dayanılmaz bir hal almıştı diğer ilişkiler,
kimse için ölemeyeceğimden korkuyordum, o ise her an ölmek için bahaneler arar gibiydi, onun için ne değer atfettiğimi öğrenmek istemiyordum, bu bana sorumluluklar yüklerdi yoksa, özgür olurdum, oysa ben rehin olmaya alıştırılmışım, rüzgara rehindim, sabahlara ve akşamlara, dualara rehindim, koltuklara ve güzelliklere,korkmaya rehindim, rahatıma ve hazır ol’lara, ekşi bir elmayı çok seviyordum, konuşmayı beceremiyordum, esaretim beni tamamlayan ruhumdu aslında, ruhumu da bana servis edilmiş bir yemek gibi tüketiyordum, kaçak olmak sanıyordum hayatı, beni kimselerden ayırmayan kaçışlarımın yollarında kimselere eşit olmadan yürümek sanıyordum hayatı, işte ya ona nasıl da kaçmıştım, ve onda kalmıştım, ondan kaçmayı ise, o benden kaçıncaya kadar ertelemiştim, yalnızlığımın kokusunu hatırlamama engel olmuştu rüzgarlar, odayı pırıl pırıl etmişti rüzgarlar, o bunu biliyor muydu bilmiyorum lakin, bundan böyle de kalkıp gideceğimi düşünmeyecek kadar esir olmuştum hayata, ağacın neresinden tutunursam tutunayım, aynı çiziklerle boğuşuyordum, her seferinde yaralarımı görmezden gelip, ağrılarım dininceye kadar susuyordu, bu susuşlarında müthiş bir sabır ve yenilmezlik seziyordum, ona benzememeye yeminli biri olarak, onu da kendime benzetemeyeceğimden emin olarak, merdivende hep aynı basamakta yürüyorduk,
biliyorsunuz bu dünya bana yetmez / t.uyar
HALKALIDA RÜZGAR SÜRÜCÜ KURSU 0212 495 05 55
Halkalıda Rüzgar Sürücü Kursu 0212 495 05 55
www.ruzgarsurucukursu.com
insan nasıl kurtulur kendini anlatmaktan / turgut uyar
HALKALIDA RÜZGAR SÜRÜCÜ KURSU 0212 495 05 55
Halkalıda Rüzgar Sürücü Kursu 0212 495 05 55
halkalıda rüzgar sürücü kursu 0212 495 05 55
www.ruzgarsurucukursu.com
1 Nisan 2013 Pazartesi
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin
Zaman kadındır ister ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim hiç bir zaman erişemeyeceği yerde bugün sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum solup alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında
İşte bunun için diyorum ikide birde seni seviyorum sözünü
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristalini
Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim
aragon
Zaman kadındır ister ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim hiç bir zaman erişemeyeceği yerde bugün sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum solup alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında
İşte bunun için diyorum ikide birde seni seviyorum sözünü
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristalini
Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim
aragon
29 Mart 2013 Cuma
arkadaş zekai özger
kadercinin / kendine tapmadan önceki son -ya da sona yakın- öfkesinin bir dünya görüşünün yorumuna başlangıç olan/ çelişkili kötü şiiridir
açtık çok açtık çok çok açtık
ekmek istedik kadın istedik tanrı
İstedik
ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi
sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki
hiç ekmek görmedik
yemek için
hadi hiç görmedik diyelim / çok doğru
/
sanki hiçbir şey de mi yemedik
bak biz helva yedik güneşe
karşı
/ şapka alıcak paramız yoktu / helva yedik
sonra güneş yedik yüz
derece sıcaklıkta
şart değildi biliyorum güneş yememiz
güneş onlarındı biz
hırsızız hem valla hem billa
biz toprak yiyorduk o zamanlar katık olsun
diye
güneşi de yedik yüz derece sıcaklıkta hırsızız valla
bak biz daha
neler yedik
inanamıycaksınız ama hem valla hem billa
eylüllerden tutun da
nisanlara kadar
göğün saralı günlerinde yağan yağmurlarda
ve de vıcık
vıcık çamurlarda
ve de dizboyu karlarda
ve de en bi fena havalarda
/
biliyorum inanmıyacaksınız ama /
ayaz yedik soğuk yedik hem valla hem
billa
yağmur yedik çamur yedik kar yedik
ve de eylüllerden nisanlara
kadar
umut yedik umut yedik memetler gibi
hadi hadi söyletmeyin
biz daha neler yedik
yüzüne tükürülmez adamlardan tekme yedik valla
çelme
yedik tokat yedik alışkınız acımayın bize
o yüzüne tükürülmez adamlar var
ya
onlar bile hep bizden yediler
yediler kollarımızı ellerimizi
tırnaklarımızı
yediler gücümüzü terlerimizi
güç deyip ter deyip
önemsemeyin
bizim günboyu kullandığımız şeyler
ama biz yiyemedik oh
deyip
kollarımızı ellerimizi tırnaklarımızı
ve de gücümüzü
terlerimizi
hadi hadi biz daha neler yedik
ot yedik et yedik
bok
yedik/
açtık çok açtık çok açtık
kadın istedik tanrı
istedik
ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi
sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona aşıyorum biz sanki hiç
kadın görmedik
biz galiba hiç kadın görmedik / çok doğru /
biz iş gördük
güç gördük kadın görmedik
zaman mı bulamadık ne/ biz kadın
görmedik
ve bir kadın aldık çarşıdan birşeyler umarak
kadın
dediler soy dediler soyduk
giysilerini soyduk kadının ve şeylerini
ve salt
kadın dediler salt kadındı şimdi o
salt erkek bekliyordu şimdi biz salt
erkeğiz
salt erkeğiz ve çok açız dayanamadık
soymayı sürdürdük kadını
gözlerimizle
ve soyduk giysilerini kadının ve şeylerini
ve soyduk
saçlarını dudaklarını ve gözlerini tardıeu gibi
ve soyduk birşeyler
umarak derilerini etlerini
ama hep birşeyler umarak soyduk herşeylerini
ne
çıktı karşımıza biliyor musunuz sonunda
salt kadın yerine salt kemik
ve
kemikler arasında kirli bir yürek
çirkin korkunç bir iskelet
oysa hep
başka düşlemiştik kadını
en iyi en güzel ve sıcacık
ve de temiz yürekli /
yani kadın
yani kadın /
biz çok açtık kadın istedik
yani kadın yani
sevgi yani aşk
ama en iyi en güzel ve sıcacık
ve de temiz yürekli
yani
kadın
açtık çok açtık çok çok açtık
tanrı istedik
ve
oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte
ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki hiç tanrı görmedik
hadi hiç
görmedik diyelim / çok doğru/
tanrı da mı hiç görmedi bizi
hep bilinen
şeyler gibi yinelemek
ama yalnız yinelemek hep yinelemek hep umarsız
-sen
n'apıyorsun orda sen n'apıyorsun
-hiç sigara kutusu topluyorum yerden
yakıcam
-bak bir odun düştü arabadan alsana
-yok onu öteki alsın o çok
yoksul
-kamyona geleyim mi abi kamyona iyi taş taşırım
-beş liradan fazla
vermem bak hava cok soğuk
- manton yok mu senin bu kış kıyamette
-hırkam
eski biraz ama olsun yündür tutar gene
çıplaklıktan iyidir
-bu adam deli
mi ne yırtık gömlekle bu soğukta
-ben karı iki beş de çocuk yedi bir de tanrı
sekiz kim
ısıtacak bizi kim doyuracak bizi
-'inandığımız tanrı -da- yalnız
bıraktı bizi'
bağışlatıcı olmuyor ey bagışlatıcı olmuyor
bilmem
nerelerdeki özgürlük şarkıları
bizim özgürlüğümüzü bunca
kısıtlamışken
tutsaklığımızı sürdürürken ezerken ezdirirken
kurdukları
düzende kayırdıkları güçlere
kayırdıkları güçlere sanki biz insan
değiliz
gökyüzüne uzanmaktan yoruldu ellerimiz
ne isteriz ne isteriz
bilseniz
bilseniz inanca karşı gelmek ne zor
bilseniz ekmek yemek su içmek
ne zor
bilseniz mutluluk ah mutluluk
mutluluk çok ötelerde
şimdi
nedensiz isteksizliğiyle vermekten kaçındığı bizlere
bizlere yani
kendi yarattığına
/ ne gülünç kendi yarattığına /
mutluluk çok büyük ve
çok ötelerde şimdi
tanrı kadar
ulaşılmaz
bir ulaşsam bir ulaşsam
yok mu ya bir ulaşsam
kimselere bırakmıycam kimselere bırakmıycam
ama
gücüm ama gücüm ama gücüm kısıtlı
valla bıktık billa bıktık
yaşamaktan
ben insanım dedik günahkâr olduk
ben tanrıyım dedik günahkâr
olduk
ben günahkârım valla
ben günahkârım valla ve de tüm günahlarını
insanların
topladım omuzlarıma/ ben günahkârım valla
bir hafifledim bir
hafifledim ki sormayın
günâhlar ne hafif şeyler öyle ve de ne
güzel
ben hep tanrıyı düşündüm tanrıyı sevdim
ben hep tanrının
dediğini yaptım günahkâr değilim
baktım hiç düşünmedi tanrı beni hiç
sevmedi
baktım tanrı hiç yapmadı dediğimi
töbe töbe ben günahkârım
valla
kaynattım üç tencerede üç ayrı aşı
ekmeği kadına kadını tanrıya
tanrıyı ekmeğe üleştirdim
26 Mart 2013 Salı
25 Mart 2013 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




