12 Nisan 2013 Cuma

Hide the Bitter


Halkalıda   Rüzgar  Sürücü  Kursu         www.ruzgarsurucukursu.com     0212 495 0 555

depeche mode -wrong-


HALKALIDA   RÜZGAR  SÜRÜCÜ  KURSU  0212 495 0 555

bazı saatlerde

bazı zamanlar, birine saati sorsan, çiçek veriyorsundur aslında
bazan birine saati sormanla, çiçek vermiş de oluyorsun.

bazı zamanlar vardır, saati sorarsın birine, ama çiçek vermiş olursun (işte bu)

coldplay clocks

HALKALIDA RÜZGAR SÜRÜCÜ KURSU   www.ruzgarsurucukursu.com  0212 495 0 555

8 Nisan 2013 Pazartesi

aşk mıdır nedir, beni öldürecek

geç kalktık, saat on ikiyi gösteriyordu, mahallenin yarısını görüyorduk pencereden, kızlar gelinlik giymenin geceyarılarında uyuyorken, anlamıştık işte öğlen ol...duğunu, bir gün sanki bu olacakmış gibi hep beklemiştik bu gecikmeyi, tutunmayı beceremiyorduk belki, belki iz bırakamıyorduk bunun için birbirimizde, buna hakkımız var mıydı bilmiyorum ama işte öğlen olmuştu, kalkıp giyinmeye koyulduk, kalkıp kahvaltı yaptık, kalkıp çay içince nasıl da hoştu her şey, sonra sigara içtim ben, o da düzen kurmaya devam edecekti hayatımda böylelikle, bir boş zaman buldu mu hep yaptığı şeydi düzen kurmak, onun için önemliydi, sırf bu yüzden yaratılan insanlar görmüştüm, saat sormazlar, çantalarından her boku çıkarabilirler, ne zaman işeyecekleri bile bir tür mekanik sorundu onlar için, bıraksanız sabaha kadar koşuştururlardı teknik bir ayrıntıyı ayarlıyormuşcasına hayat için, detaylar hep onların kontrolü altında olmalıydı, belki sıkılmaktan usandıkları içindir bileme ama, hiç yorulmamayı nasıl sağladıklarının benim için önemi yoktu,

sonra çıkmamız gerektiğine dair bakışını gördüm, ayakkabılarımı giyip sokakta bulduk birbirimizi, güneş her şeyi halletmişti, sokaklar canlanmıştı, erkekler ve kadınlar, erkekler ve erkekler, kadınlar ve çocuklar, yani işte hemen hemen herkes ya öylesine yürüyordu, ya da bir yerlere yetişmek için yürüyorlardı, kimin ne için yürüdüğünü anlamamız o kadar kolaydı ki, yeteneklerimiz sonsuz gibi gelmişti bir an, sonra ona gizli kapaklı bakınca pek de öyle olmadığını gördüm yüzünde, Allahtan mutlu olmak için birlikte değildik, ben sepetin üzerine atılmış kirli çamaşırlar gibi hissediyordum kendimi, beni yıkamasını bekleyerek bir nevi, onunla ilgili fikirlerimin özünü hep bu temizlik olgusu oluşturuyordu, bir çeşit sadelik, bir çeşit olgunluk, otobüs durup bizi aldı, yan yana oturabildiğimize sevindim, birlikte olduğumuza gururlandık içten içe, kurtaracak hiçbir şeyimiz yoktu, inandığımız şeyler için pek çaba göstermiyorduk herkesle beraber, yani inanmayabilirdik de, hepsi bundan ibaretti, konuştuk,konuştukça hoş oluyordu, gerçek şeylerden konuşunca inanın hoş oluyordu, somut, elle tutulacak konular beni hep memnun etmiştir, başka konular ise acıtıyordu, yıldızları önemsemeyen biri için damda uyumak klima yokluğundandır, sırf bu yüzden düşerse eğer damdan, bunu hoş karşılamayacak kadar aşkı tatmamıştır lakin, verhasıl otobüs bizi olmamız gerektiği yere, bizden kaynaklanan gecikmeyi de ona sayarsak, yarım saat kadar geç ulaştırdı, sonra biraz yürüyüp bir masaya kurulduk, sandalyesini çekmem hoşuna gitti, bizi beklememişlerdi, buna üzülmedik, üzülmeyi hatırlamayacak kadar gecikmiştik, belki de sırf bu yüzden geç uyanmıştık, telefonlarımız da belki bunun için kapalıydı hala, insanın hep yanında olan birini gerçekten fark etmesi için, onu çok sevdiğini, onunla her sabah uyandığında karşılaşmak istediğini, eve her gelişinde kapıyı onun açması dileğini, göstermelik de olsa günaydınlarını hep duymaya can attığını fark etmesi için, bazen o hariç bütün yaşadıklarını ve diğer bütün dünyaları değiştirmek gerekiyormuş, ya da bazen hepsinden yoksun olmak gerekiyormuş, aşağı yukarı herkes için gerekli olmalıydı bu tür bir kafeste durma hali, ,

acımasızlıklara karşı öylesine dik durabiliyordu ki, sarhoş gezer zannederdiniz onu,en büyük zalimlere bile nefesi ulaşır zannederdiniz, nerde bi haksızlık varsa bulup çıkarıyordu, gidermeye koyuluyordu, töleransı yoktu bu konuda kimselere,gücü yetmediğinden hep yanına bir silah almazdı ama beni almayı ihmal etmezdi, çoğu kez başkalarını da almaya yeltenirdi, ama sahiden evet demediğimi de bilirdi, kurallara uyan biri olduğumdan istemeden de olsa katılırdım savaşlarına, gücünü nasıl kullanacağını kestiremiyordu, bu yüzden kaç sefer işinden oluyordu nerdeyse, herkesten çok çalışmasaydı, şimdiye kadar çoktan işsiz kalmıştı ama, son anda vazgeçmesini bilirdi bu diklenmelerinden, saatlerce deniz kenarında yürüdük ve oturup bir şeyler söylendik, bir şeyler içtik, eve dönmek istemiyorduk, akşam rüzgarlarını dinledik, sarhoş olmaya karar verdik, birkaç bira içince başağrısı tuttu, eve dönelim dedi, döndük, yolda hiç konuşmadan pencereden dışarıyı izledi, son zamanlarda çokça dinlediği şarkıyı dinledi, birazını bana da dinletip, kulaklığı aldı benden, nedense aynı anda sevdiğimiz hiçbir şey yok gibiydi, benim sevdiğime o geç kalıyordu, onun sevdiğini ben çoktan terk etmiş oluyordum, eve vardık, kapıyı açıp ayakkabılarımızı çıkardık, duş aldı, yatağa attı kendini, sonra birden geceyarısı uyanıverdi, beni çağırdı, uyuduk, güneş eve dolana kadar uyuduk, kahvaltı hazırlayıp evde oturduk, hiç konuşmadan saatlerce oturduk aynı koltukta, kokusunu alıyordum, konuşmadığımıza tek sevinen ben değildim, eline kitabını aldı, sessizce okuyup gülümsemeye başladı, heyecanla bişeyler söylemeye başladı, kitaptan bazı kısımları heyecanla okudu bana, heyecanlandım, bu dünyada değilmişiz hissi uyandı bende tekrar, şimdiye dek görmezden gelmeyi başaramadığımız her şey silinmişti sanki kayıtlardan, unutmak öylesine büyük bir erdem olabiliyordu ki bazen insanoğlu için, büyüyüp devleşiyorduk odamızda, sahip çıkılmamış ilişkimize analık babalık yapmaya başlamıştık, kıyılarından, sahillerinden, sokaklarından, parklarından, kaçmıştık hep bu şehrin, artık dayanılmaz bir hal almıştı diğer ilişkiler,

kimse için ölemeyeceğimden korkuyordum, o ise her an ölmek için bahaneler arar gibiydi, onun için ne değer atfettiğimi öğrenmek istemiyordum, bu bana sorumluluklar yüklerdi yoksa, özgür olurdum, oysa ben rehin olmaya alıştırılmışım, rüzgara rehindim, sabahlara ve akşamlara, dualara rehindim, koltuklara ve güzelliklere,korkmaya rehindim, rahatıma ve hazır ol’lara, ekşi bir elmayı çok seviyordum, konuşmayı beceremiyordum, esaretim beni tamamlayan ruhumdu aslında, ruhumu da bana servis edilmiş bir yemek gibi tüketiyordum, kaçak olmak sanıyordum hayatı, beni kimselerden ayırmayan kaçışlarımın yollarında kimselere eşit olmadan yürümek sanıyordum hayatı, işte ya ona nasıl da kaçmıştım, ve onda kalmıştım, ondan kaçmayı ise, o benden kaçıncaya kadar ertelemiştim, yalnızlığımın kokusunu hatırlamama engel olmuştu rüzgarlar, odayı pırıl pırıl etmişti rüzgarlar, o bunu biliyor muydu bilmiyorum lakin, bundan böyle de kalkıp gideceğimi düşünmeyecek kadar esir olmuştum hayata, ağacın neresinden tutunursam tutunayım, aynı çiziklerle boğuşuyordum, her seferinde yaralarımı görmezden gelip, ağrılarım dininceye kadar susuyordu, bu susuşlarında müthiş bir sabır ve yenilmezlik seziyordum, ona benzememeye yeminli biri olarak, onu da kendime benzetemeyeceğimden emin olarak, merdivende hep aynı basamakta yürüyorduk,

biliyorsunuz bu dünya bana yetmez / t.uyar


HALKALIDA RÜZGAR SÜRÜCÜ KURSU   0212  495  05  55
Halkalıda Rüzgar Sürücü Kursu                         0212  495  05  55

www.ruzgarsurucukursu.com

insan nasıl kurtulur kendini anlatmaktan / turgut uyar


HALKALIDA RÜZGAR SÜRÜCÜ KURSU     0212 495 05 55
Halkalıda Rüzgar Sürücü Kursu                          0212 495 05 55
halkalıda rüzgar sürücü kursu                              0212 495 05 55

www.ruzgarsurucukursu.com

1 Nisan 2013 Pazartesi

Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin
Zaman kadındır ister ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim hiç bir zaman erişemeyeceği yerde bugün sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum solup alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında
İşte bunun için diyorum ikide birde seni seviyorum sözünü
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristalini
Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim

aragon

29 Mart 2013 Cuma

arkadaş zekai özger


kadercinin / kendine tapmadan önceki son -ya da sona yakın- öfkesinin bir dünya görüşünün yorumuna başlangıç olan/ çelişkili kötü şiiridir


açtık çok açtık çok çok açtık
ekmek istedik kadın istedik tanrı İstedik


ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki hiç ekmek görmedik
yemek için
hadi hiç görmedik diyelim / çok doğru /
sanki hiçbir şey de mi yemedik


bak biz helva yedik güneşe karşı
/ şapka alıcak paramız yoktu / helva yedik
sonra güneş yedik yüz derece sıcaklıkta
şart değildi biliyorum güneş yememiz
güneş onlarındı biz hırsızız hem valla hem billa
biz toprak yiyorduk o zamanlar katık olsun diye
güneşi de yedik yüz derece sıcaklıkta hırsızız valla

bak biz daha neler yedik
inanamıycaksınız ama hem valla hem billa
eylüllerden tutun da nisanlara kadar
göğün saralı günlerinde yağan yağmurlarda
ve de vıcık vıcık çamurlarda
ve de dizboyu karlarda
ve de en bi fena havalarda
/ biliyorum inanmıyacaksınız ama /
ayaz yedik soğuk yedik hem valla hem billa
yağmur yedik çamur yedik kar yedik
ve de eylüllerden nisanlara kadar
umut yedik umut yedik memetler gibi


hadi hadi söyletmeyin biz daha neler yedik
yüzüne tükürülmez adamlardan tekme yedik valla
çelme yedik tokat yedik alışkınız acımayın bize
o yüzüne tükürülmez adamlar var ya
onlar bile hep bizden yediler
yediler kollarımızı ellerimizi tırnaklarımızı
yediler gücümüzü terlerimizi
güç deyip ter deyip önemsemeyin
bizim günboyu kullandığımız şeyler
ama biz yiyemedik oh deyip
kollarımızı ellerimizi tırnaklarımızı
ve de gücümüzü terlerimizi

hadi hadi biz daha neler yedik
ot yedik et yedik
bok yedik/


açtık çok açtık çok açtık

kadın istedik tanrı istedik

ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona aşıyorum biz sanki hiç kadın görmedik
biz galiba hiç kadın görmedik / çok doğru /
biz iş gördük güç gördük kadın görmedik
zaman mı bulamadık ne/ biz kadın görmedik


ve bir kadın aldık çarşıdan birşeyler umarak
kadın dediler soy dediler soyduk
giysilerini soyduk kadının ve şeylerini
ve salt kadın dediler salt kadındı şimdi o
salt erkek bekliyordu şimdi biz salt erkeğiz
salt erkeğiz ve çok açız dayanamadık
soymayı sürdürdük kadını gözlerimizle
ve soyduk giysilerini kadının ve şeylerini
ve soyduk saçlarını dudaklarını ve gözlerini tardıeu gibi

ve soyduk birşeyler umarak derilerini etlerini
ama hep birşeyler umarak soyduk herşeylerini
ne çıktı karşımıza biliyor musunuz sonunda
salt kadın yerine salt kemik
ve kemikler arasında kirli bir yürek
çirkin korkunç bir iskelet
oysa hep başka düşlemiştik kadını
en iyi en güzel ve sıcacık
ve de temiz yürekli / yani kadın
yani kadın /

biz çok açtık kadın istedik
yani kadın yani sevgi yani aşk
ama en iyi en güzel ve sıcacık
ve de temiz yürekli
yani kadın


açtık çok açtık çok çok açtık

tanrı istedik

ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki hiç tanrı görmedik
hadi hiç görmedik diyelim / çok doğru/
tanrı da mı hiç görmedi bizi
hep bilinen şeyler gibi yinelemek
ama yalnız yinelemek hep yinelemek hep umarsız
-sen n'apıyorsun orda sen n'apıyorsun
-hiç sigara kutusu topluyorum yerden yakıcam
-bak bir odun düştü arabadan alsana
-yok onu öteki alsın o çok yoksul
-kamyona geleyim mi abi kamyona iyi taş taşırım
-beş liradan fazla vermem bak hava cok soğuk
- manton yok mu senin bu kış kıyamette
-hırkam eski biraz ama olsun yündür tutar gene
çıplaklıktan iyidir
-bu adam deli mi ne yırtık gömlekle bu soğukta
-ben karı iki beş de çocuk yedi bir de tanrı sekiz kim
ısıtacak bizi kim doyuracak bizi
-'inandığımız tanrı -da- yalnız bıraktı bizi'


bağışlatıcı olmuyor ey bagışlatıcı olmuyor
bilmem nerelerdeki özgürlük şarkıları
bizim özgürlüğümüzü bunca kısıtlamışken

tutsaklığımızı sürdürürken ezerken ezdirirken
kurdukları düzende kayırdıkları güçlere


kayırdıkları güçlere sanki biz insan değiliz

gökyüzüne uzanmaktan yoruldu ellerimiz
ne isteriz ne isteriz bilseniz
bilseniz inanca karşı gelmek ne zor
bilseniz ekmek yemek su içmek ne zor
bilseniz mutluluk ah mutluluk
mutluluk çok ötelerde şimdi
nedensiz isteksizliğiyle vermekten kaçındığı bizlere
bizlere yani kendi yarattığına
/ ne gülünç kendi yarattığına /
mutluluk çok büyük ve çok ötelerde şimdi
tanrı kadar
ulaşılmaz

bir ulaşsam bir ulaşsam yok mu ya bir ulaşsam
kimselere bırakmıycam kimselere bırakmıycam
ama gücüm ama gücüm ama gücüm kısıtlı

valla bıktık billa bıktık yaşamaktan
ben insanım dedik günahkâr olduk
ben tanrıyım dedik günahkâr olduk
ben günahkârım valla

ben günahkârım valla ve de tüm günahlarını insanların
topladım omuzlarıma/ ben günahkârım valla
bir hafifledim bir hafifledim ki sormayın
günâhlar ne hafif şeyler öyle ve de ne güzel

ben hep tanrıyı düşündüm tanrıyı sevdim
ben hep tanrının dediğini yaptım günahkâr değilim
baktım hiç düşünmedi tanrı beni hiç sevmedi
baktım tanrı hiç yapmadı dediğimi

töbe töbe ben günahkârım valla

kaynattım üç tencerede üç ayrı aşı
ekmeği kadına kadını tanrıya tanrıyı ekmeğe üleştirdim