demek bu adamın kulakları da çift görevliydiler. hem işitiyor, hem de işittiği sözden hoşlandığını belirtebiliyordu.
yaptığı işe aynadan pis pis bakan görüntüsüne dilini çıkardı. birden kaşlarını çatıp aynadaki adama eğildi,
-eyvallah, bayan naciye'nin sayın kiracısı, dedi
ama o ağır ağır böğürüyordu, haincesine, gözyaşları akıtmadan; dünyada bütün sesi çıkmayan sefaletin önemli umutsuz sesi...
21 Ağustos 2012 Salı
18 Ağustos 2012 Cumartesi
bir Metin ELOĞLU Şiiri
le grand parmak la porte
sevgili şermin, hayrünnisa, saadet hanım;
bu memlekette aydın karı yok! diyen efendiler;
geçerken şöyle uğrayın bir perşembeleri,
vallah topunuzla sidik yarışı eder...
mozart hatırlatınca da, beethoven ezber;
matmazelinden mandolin dersi almış kadın.
heykel hususunda alkışı milyon değer;
şahitler: dökümcü izak'la despieau'nun baldızı, canım...
sen kim oluyorsun, ben kim oluyorum, o kim oluyor?
koskoca yahya kemal'e tenezzül etmemiş kadın!
ayaküstü verlaine, yatağa girince baudelaire...
dikkat edin, pörsümesin kauçuk memeleri,
şurasına yastık, burasına minder...
bedri rahmi'ymiş, balaban'mış boş verir öyle şeylere;
salvador dali'yi sokakta görmüş kadın!
gitse gitse muhsin'e gider,
dümbüllü'ye gitmez tabii
comedie-française seyretmiş kadın.
le grand parmak la porte, yaaa, ne sandın?
gâvurcanın ruhunu bilirmiş meğer!
sanatsever, oğlansever, kızsever...
kendisi kısır, kocası hadım.
ne de olsa avrupa görmüş kadın!
sevgili şermin, hayrünnisa, saadet hanım;
bu memlekette aydın karı yok! diyen efendiler;
geçerken şöyle uğrayın bir perşembeleri,
vallah topunuzla sidik yarışı eder...
mozart hatırlatınca da, beethoven ezber;
matmazelinden mandolin dersi almış kadın.
heykel hususunda alkışı milyon değer;
şahitler: dökümcü izak'la despieau'nun baldızı, canım...
sen kim oluyorsun, ben kim oluyorum, o kim oluyor?
koskoca yahya kemal'e tenezzül etmemiş kadın!
ayaküstü verlaine, yatağa girince baudelaire...
dikkat edin, pörsümesin kauçuk memeleri,
şurasına yastık, burasına minder...
bedri rahmi'ymiş, balaban'mış boş verir öyle şeylere;
salvador dali'yi sokakta görmüş kadın!
gitse gitse muhsin'e gider,
dümbüllü'ye gitmez tabii
comedie-française seyretmiş kadın.
le grand parmak la porte, yaaa, ne sandın?
gâvurcanın ruhunu bilirmiş meğer!
sanatsever, oğlansever, kızsever...
kendisi kısır, kocası hadım.
ne de olsa avrupa görmüş kadın!
Bir Metin Eloğlu şiiri
-hazır kasabaya inmişken birde resim çektirelim dedik-
nutuklarda kitaplarda öyle dedik,
biraz efendi durun;
kurağı, sıtmayı, hasta öküzü
bir an için unutun;
karnınız tokmuş, sırtınız pekmiş gibi,
şöyle güler yüzlü bi resminizi çekelim;
torunlarınıza yadigar kalsın.
gülün yahu,
adamı sinirlendirmeyin !
kusura kalma resimci bey,
gülmesini bilmiyoruz ki...
nutuklarda kitaplarda öyle dedik,
biraz efendi durun;
kurağı, sıtmayı, hasta öküzü
bir an için unutun;
karnınız tokmuş, sırtınız pekmiş gibi,
şöyle güler yüzlü bi resminizi çekelim;
torunlarınıza yadigar kalsın.
gülün yahu,
adamı sinirlendirmeyin !
kusura kalma resimci bey,
gülmesini bilmiyoruz ki...
bir metin eloğlu şiiri.
aşk mektubu
dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
ilyas'lara gittim.
oturup şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
karısı da akla yakın şeyler söyledi:
ben gerçi onu severim, dedi;
beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek...
hayat pahalı, sana pabuç alamam;
papucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
kitap alamam mesela,
radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
peşin söylemeli ki sonra bana gücenmeyesin;
benim cigaram var, rakım var;
alıştığım insanlar var bunca yıldır,
sevdiğim, inandığım;
onlarla görüşmeden edemem.
hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
memurluk bana gelmez
ticaret filan da yapamam, yaradılışım böyle;
çelimsizim, taş kıramam.
ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
sen bir aralık demiştin ki:
gerekirse, ben de çalışırım demiştin;
ingilizce'den tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
el işine koşmak gücüme gitmez;
annem bana bunların hepsini öğretti.
benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
sana kaynanalık etmez tabii.
ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
bir gün, beş gün değil ki bu;
gençliğini de yitirince hayattan soğuyacaksın.
ben şiir de yazıyorum, biliyorsun
şiirimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
buna içerleyenler olacak belki,
bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda...
bu mektubu postaya vermeden önce,
şöyle bir gözden geçirdim;
başka kusurlarım olsaydı,
emin ol, onları da yazacaktım.
bak düşün taşın.
dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
ilyas'lara gittim.
oturup şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
karısı da akla yakın şeyler söyledi:
ben gerçi onu severim, dedi;
beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek...
hayat pahalı, sana pabuç alamam;
papucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
kitap alamam mesela,
radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
peşin söylemeli ki sonra bana gücenmeyesin;
benim cigaram var, rakım var;
alıştığım insanlar var bunca yıldır,
sevdiğim, inandığım;
onlarla görüşmeden edemem.
hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
memurluk bana gelmez
ticaret filan da yapamam, yaradılışım böyle;
çelimsizim, taş kıramam.
ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
sen bir aralık demiştin ki:
gerekirse, ben de çalışırım demiştin;
ingilizce'den tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
el işine koşmak gücüme gitmez;
annem bana bunların hepsini öğretti.
benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
sana kaynanalık etmez tabii.
ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
bir gün, beş gün değil ki bu;
gençliğini de yitirince hayattan soğuyacaksın.
ben şiir de yazıyorum, biliyorsun
şiirimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
buna içerleyenler olacak belki,
bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda...
bu mektubu postaya vermeden önce,
şöyle bir gözden geçirdim;
başka kusurlarım olsaydı,
emin ol, onları da yazacaktım.
bak düşün taşın.
10 Ağustos 2012 Cuma
noktalama işaretli büyük şeyler
hüznün; o beyaz etrafına, sakallarım batardı.
hüznün, o beyaz etrafına; sakallarım batardı.
ismetö.
hüznün, o beyaz etrafına; sakallarım batardı.
ismetö.
süslü
umutlu bekleyiş sürsün ve sokaklar
bırakın ne olur döndürsünler apartmanlı dünyayı
körler körlük etmeyi, endişeli adamlar endişe etmeyi sürdürsün
kadınları aşkına, onların kendileri için, iyilikleri için
ne olur şu duraktaki kızın güzel bekleyişi
karşıdan karşıya geçen yalnızlıklar tek başlarına
devam etsin
seni sevmekten bıktım usandım diye televizyonu açmış
kendisinden kurtulan bir annenin halisünasyonu sürsün
çocuk hala manzaranın içinde bir yerde ama
istiyor ki devam etsin oyun
çünkü allah çok korkunç
bırakın ne olur döndürsünler apartmanlı dünyayı
körler körlük etmeyi, endişeli adamlar endişe etmeyi sürdürsün
kadınları aşkına, onların kendileri için, iyilikleri için
ne olur şu duraktaki kızın güzel bekleyişi
karşıdan karşıya geçen yalnızlıklar tek başlarına
devam etsin
seni sevmekten bıktım usandım diye televizyonu açmış
kendisinden kurtulan bir annenin halisünasyonu sürsün
çocuk hala manzaranın içinde bir yerde ama
istiyor ki devam etsin oyun
çünkü allah çok korkunç
karşıdan karşıya geçmekle yetinmiyor sevgililer
böylece hak ettikleri kadar uzun bir cümlede geçsin herkes
bekleniyor ki gözler kıza güzelliğini anlatsın
çocuk beline silah istiyor ve yemek bekliyor
vazgeçmiyor kızgınlığından saatler, tik taklarını esirgetmiyor
devam ediyor doğunun masumluğu yüzüne tükürdüğümün
çocuk ve kız pastanede durmadan
evlerine dönerken balıklar nasıldır ve çocuklar öldü ölecek
repo oynamadıkları saatlerde kim cami yapıyorsa yapsın
peki kimdirlerse beğenirsiniz lütfen, siz misiniz bayan
bayanın bana bakması merdivenin eğimine denk düşüyor
dua bitmek bilmiyor, efendim demeyi kesmezse ikisi de
kim oldukları anlaşılmayacak, her şiir birbirine benziyor üstadım
sonra bir pezevenk neden evlenmez sualinin sabahında
ele geçirilen tek yosma
en iyilerimiz çıkmasın, çıkarlarsa, camiye arkadan kapı da yapsınlar
önden çıkmasınlar bari
repo oynamadıkları saatlerde kim cami yapıyorsa yapsın
peki kimdirlerse beğenirsiniz lütfen, siz misiniz bayan
bayanın bana bakması merdivenin eğimine denk düşüyor
dua bitmek bilmiyor, efendim demeyi kesmezse ikisi de
kim oldukları anlaşılmayacak, her şiir birbirine benziyor üstadım
sonra bir pezevenk neden evlenmez sualinin sabahında
ele geçirilen tek yosma
en iyilerimiz çıkmasın, çıkarlarsa, camiye arkadan kapı da yapsınlar
önden çıkmasınlar bari
lütfen merak edin beni, herkes böyle düşününce sürüyor dünya
demek leylekler yaz geldi mi daha taze görünüyor dünya üst üste sürsün
derken dağlarda susarak sözler verilen el kadar delikanlılar için vardır dağlar
ne cezalar isteniyorsa verilsin
annelerin bileklerinde gün boyu titreyen endişeli saatler
kımıldayıp duran korku, korku solan kahkahalar
yerlerinden etsin bizi, bizi, yerimizden kımıldamadan
düşlerde bile karşılığı çıkmayan paralar
baskı makineleri
balonların uçaklarla bizi alacağına inanmak sarsılmazcasına
ramazan abinin birinin kolonya istemeleri
sürsün
yorulmak nedir bilmez bulutlar bu havaları güzel yapıyorlar sürsün
resim çizmeğe şaşıran çıplak memeleri kadınların
ve işte hiçbir yerin yollarından çıkıp gelen yolcu nereye sürsün
bilinmeyen çaresizlik, görgüsüz ustalık, lazım olan yabancılık, ister istemez
kendimi bir arabanın altına atıyorum sürsün
özellikle sürsün apartmanın dördüncü katında kendi kendini büyüten çocuklar
özellikle kırmızıların dudakları, bisikletlerin çocukları, yağmurların toprakları
yangınların alev almayan yerleri, evlerine geç kalmaların güzel kızları sürsün
8 Temmuz 2012 Pazar
çeyrek var kaça, peki o zaman kaça çeyrek var!!!!!! william faulkner
canan ki degütasyona gelmez, balık pazarına hiç gelmez.
PAZAR AKŞAMLARI
orhanveli k.
işte patlayan parantez, sırayı bozan ölüm!!!!
PAZAR AKŞAMLARI
Şimdi kılıksızım, fakat
Borçlarımı ödedikten sonra
İhtimal bir kat da yeni elbisem olacak
Ve ihtimal sen
Gene beni sevmeyeceksin.
Bununla beraber pazar akşamları
Sizin mahalleden geçerken
Süslenmiş olarak
Zannediyor musun ki ben de sana
Şimdiki kadar kıymet vereceğim?
Orhan Veli KANIK
Bununla beraber pazar akşamları
Sizin mahalleden geçerken
Süslenmiş olarak
Zannediyor musun ki ben de sana
Şimdiki kadar kıymet vereceğim?
Orhan Veli KANIK
4 Temmuz 2012 Çarşamba
Ben, ruhu, psikozla nevroz arasında çarmıha gerilmiş. Ben, daha çok psikoz!
Daha çok nevroz!
Ben, beyni yıkanmış bir hain!
Ben, bir vebalı!
Ben bir salyalı!
Ben bir terbiyesiz!
Ben bir hain!
Ben, kaderi kedere yazılmış ürkek bir nâra!
Ben, boşa çıkmış bir kehanetim cemiyetin rahminde. Bütün belalar bana yazılsın.
Bütün zindanlar benim üstüme kapansın.
Bütün köpekler bana saldırsınlar dar sokaklarda.
Ben, yaşamak kavgasında yenik düşmüş havari. Gençliğim, şizofren bir çıldırı halinde seyirtti durdu. Ağırbaşlı bir duruşum olmadı.
Ben nihilizmin kapılarında alaya alınmış, algı sapmaları yaşayan, belleği silinmiş bir yerliyim.
Ben, bir cenin.
Erken yaşta şizofreniye tutulmuş yarı depresif bir köylü. Ben, a'rafta kalmış bir yurtsuz.
Ben, beyni yıllarca acı sularla yıkanan çocuğum.
Yıllarca beynim yıkandı.
Çocuktum yıllarca, kirli bir çocuk!
Yıkanası bir çocuk.
Ben bir sakıncalıyım.
Ben bir lanetliyim.
Nevrotik bir yüzdür taşıdığım.
Ben, bu ülkenin, ben bu yığınların, ben bu toplumun nesi oluyorum?
Ben nesi oluyorum bu dünyanın?
Ben kimim soru soruyorum!
Bu ülke neresi? Burası neresi? Bu insanlar kim oluyor? Ben kimim?
Bu ülke belki de Babil!
Ben, Babil kulelerinde mi konuşuyorum yoksa?
Hayır, ben sadece kulak kesildim bu ülkeye.
Ben, gözleri kör, kulakları sağır, idrâkı bozuk bir sakıncalıyım.
Ben bir şizofrenim.
Ruhum elimden alınmıştır benim.
Ben kendi bedenine yük bir ölüyüm.
Kişiliği bozuk paranoid bir narsist diye konuşma hakkı elinden alınmış bir yerliyim ben.
Ben, aristokrat tiksintisi, ben, soylu Ortodoks bulantısı, ben bir mürted, ben bir yalnızlık şarkısıyım.
Ben, sâralı bir yüzüm.
Bulaşıcı müzmin bir vebânın boktan bir artığıyım ben!
Ben, feministlerce kaba bir bedevi maskülen, aydınlanmacı çağdaşlarca karanlık suratlı bir gerici, dindarlarca azgın, bozgun bir modernist, uysal ineklerce bir radikal, dinazorlarca bir geri kafalı, ya da sakıncalı, ya da anarşist, ya da, ya da, ya da!...
Ben bir yalancıyım.
Ben bir kaçağım.
Ben bir korkağım.
Ben bir küfürbazım.
Ben, ruhsuz bir salyangozum.
Ben bir kokarcayım.
Ben bir lağım faresiyim.
Ben, sessiz bir çığlık!
Ben, soysuz bir parya!
Hayır! Hayır! Hayır!
Ey sanrılarım!
Ey yüreğimde büyüyen azık!
Ey gözlerimde demlenen hüzün!
Ben bir aşkıyayım!
Ben bir doğum sancısıyım!
Ben, yeşil gözlü bir kan pıhtısıyım!
Ben, ben, ben!
Evet, yani ben!
Ruhu çarmıha gerilmiş kanlı bir idrak!
Miyop bakışlarıyla soylu bir merak!
Cahit Zarifoğlu
Daha çok nevroz!
Ben, beyni yıkanmış bir hain!
Ben, bir vebalı!
Ben bir salyalı!
Ben bir terbiyesiz!
Ben bir hain!
Ben, kaderi kedere yazılmış ürkek bir nâra!
Ben, boşa çıkmış bir kehanetim cemiyetin rahminde. Bütün belalar bana yazılsın.
Bütün zindanlar benim üstüme kapansın.
Bütün köpekler bana saldırsınlar dar sokaklarda.
Ben, yaşamak kavgasında yenik düşmüş havari. Gençliğim, şizofren bir çıldırı halinde seyirtti durdu. Ağırbaşlı bir duruşum olmadı.
Ben nihilizmin kapılarında alaya alınmış, algı sapmaları yaşayan, belleği silinmiş bir yerliyim.
Ben, bir cenin.
Erken yaşta şizofreniye tutulmuş yarı depresif bir köylü. Ben, a'rafta kalmış bir yurtsuz.
Ben, beyni yıllarca acı sularla yıkanan çocuğum.
Yıllarca beynim yıkandı.
Çocuktum yıllarca, kirli bir çocuk!
Yıkanası bir çocuk.
Ben bir sakıncalıyım.
Ben bir lanetliyim.
Nevrotik bir yüzdür taşıdığım.
Ben, bu ülkenin, ben bu yığınların, ben bu toplumun nesi oluyorum?
Ben nesi oluyorum bu dünyanın?
Ben kimim soru soruyorum!
Bu ülke neresi? Burası neresi? Bu insanlar kim oluyor? Ben kimim?
Bu ülke belki de Babil!
Ben, Babil kulelerinde mi konuşuyorum yoksa?
Hayır, ben sadece kulak kesildim bu ülkeye.
Ben, gözleri kör, kulakları sağır, idrâkı bozuk bir sakıncalıyım.
Ben bir şizofrenim.
Ruhum elimden alınmıştır benim.
Ben kendi bedenine yük bir ölüyüm.
Kişiliği bozuk paranoid bir narsist diye konuşma hakkı elinden alınmış bir yerliyim ben.
Ben, aristokrat tiksintisi, ben, soylu Ortodoks bulantısı, ben bir mürted, ben bir yalnızlık şarkısıyım.
Ben, sâralı bir yüzüm.
Bulaşıcı müzmin bir vebânın boktan bir artığıyım ben!
Ben, feministlerce kaba bir bedevi maskülen, aydınlanmacı çağdaşlarca karanlık suratlı bir gerici, dindarlarca azgın, bozgun bir modernist, uysal ineklerce bir radikal, dinazorlarca bir geri kafalı, ya da sakıncalı, ya da anarşist, ya da, ya da, ya da!...
Ben bir yalancıyım.
Ben bir kaçağım.
Ben bir korkağım.
Ben bir küfürbazım.
Ben, ruhsuz bir salyangozum.
Ben bir kokarcayım.
Ben bir lağım faresiyim.
Ben, sessiz bir çığlık!
Ben, soysuz bir parya!
Hayır! Hayır! Hayır!
Ey sanrılarım!
Ey yüreğimde büyüyen azık!
Ey gözlerimde demlenen hüzün!
Ben bir aşkıyayım!
Ben bir doğum sancısıyım!
Ben, yeşil gözlü bir kan pıhtısıyım!
Ben, ben, ben!
Evet, yani ben!
Ruhu çarmıha gerilmiş kanlı bir idrak!
Miyop bakışlarıyla soylu bir merak!
Cahit Zarifoğlu
ritmi bozuk mavi
orta yerde pek aşina olunmayan bir yüz saçılmış
sinmiş masasına dünyanın, o sensin, yavrum nasılsın artık
akıl kelimelerden yorgun düşmeye gidiyor, düşler bir harika
imdat sesine karşılık vermiyor fakat aşk
aşk mıdır nedir, beni öldürecek
ciddiye alınmayan sevgilerin ev hanımlığını yapıyor kadınlar şu anda
mümkünse telefonu kapatın şimdi bana ey kadın kısmı
küçüklerinden, büyümemişlerinden kadın kısmı
ama şimdiye daha çok var, iyileşmemiş hastalarımız var
telafisi imkansız buluşmalar
kollarında artık tek çocuklu ısırıklarla başkaları bakıyorlar karşıdan
yenilenmişler modernler ve süperler hepsi
çünkü iyileşiyorlar, doktorlar bir harika
spordan gelmek için spora gidiliyor
insan olmak tarafları yaprakların
yaprak tarafları insanların, yok biliyorum
yok bilmiyorum ben yere dökülen melekleri
karşımdalar, masadalar şu an, kıpırdamayın lütfen
hele hele hiç bakmıyor bu yapraklarsa bana
epeydir melek görmediğimdendir
bu civarda bana uygun müstakil bir iş, bikaç film, bir ev
bulabilirsem
caddelerde iyi giden, tınısı hoş bir şarkının ıslığı
ıslık, her seferinde ıskalanmış bir başkasına
kalır mıyım yanınızda, o masada sizinle şimdi
dünyanın tam orta yerinden sevgilerle
orta yerde sayın bir bayan, adına ölmüş mahalleler
orda erkekleri konuşmayan dillerde
saat onikilerin orta yerinde, saat onikiye misafir bir aşktaki aşk
aşk
düğümler diyor şarkıcı, zamanın içindekileri, garip bir düğüm
ey bozar mı kanın gidişini kalbe doğru
ve nerden çıktı bu ev meselesidir: babalar
ki sokaklar gezip tozar bizi, biz şehirlere giderken
bize misafir hikayelerle, yanmış, tütünsüz
sanattan çakmayan kelimeler yazıyorlar böylece
benimle fatihte oturulup konuşuldu diye
ki birisi kalkıp öpüştüğümüzü sildi bu hikayede
gece hiç bitmedi, ama kaydedildi
otobüs gecikti vakitleri terk ettiler sonunda bizi
ayrıldık, ayrılmak ispatı aslında sürecek günlerin
ki kapatın artık bu şehri
yıldızları kapatın üstüme, ayrılmak, aşağı yukarı ayrılmak
yıldızların bir şehrin üstüne doğmamasıyla bir
savaşta çıkmayan yaralar edinmekle bir
ayrılınca sanki barajlar kurarlar tarihin kaşınan yerlerine
sonra buluşmaktan öteye gitmeyen şehir, onun lokantalarında bir yerde
sonra dengesiz bir demete çiçek karıştırıp vermenin hayali belirir
orta yerinde saat on bire dek oturmaların
masa tam da ayrılıp bir daha görüşülmesin diye yeni, yepyeni
eskisinden bile daha yeni, daha beter bir ayrılık
düşüyorlar ağaçlardan elmalar gibi
sinmiş masasına dünyanın, o sensin, yavrum nasılsın artık
akıl kelimelerden yorgun düşmeye gidiyor, düşler bir harika
imdat sesine karşılık vermiyor fakat aşk
aşk mıdır nedir, beni öldürecek
ciddiye alınmayan sevgilerin ev hanımlığını yapıyor kadınlar şu anda
mümkünse telefonu kapatın şimdi bana ey kadın kısmı
küçüklerinden, büyümemişlerinden kadın kısmı
ama şimdiye daha çok var, iyileşmemiş hastalarımız var
telafisi imkansız buluşmalar
kollarında artık tek çocuklu ısırıklarla başkaları bakıyorlar karşıdan
yenilenmişler modernler ve süperler hepsi
çünkü iyileşiyorlar, doktorlar bir harika
spordan gelmek için spora gidiliyor
insan olmak tarafları yaprakların
yaprak tarafları insanların, yok biliyorum
yok bilmiyorum ben yere dökülen melekleri
karşımdalar, masadalar şu an, kıpırdamayın lütfen
hele hele hiç bakmıyor bu yapraklarsa bana
epeydir melek görmediğimdendir
bu civarda bana uygun müstakil bir iş, bikaç film, bir ev
bulabilirsem
caddelerde iyi giden, tınısı hoş bir şarkının ıslığı
ıslık, her seferinde ıskalanmış bir başkasına
kalır mıyım yanınızda, o masada sizinle şimdi
dünyanın tam orta yerinden sevgilerle
orta yerde sayın bir bayan, adına ölmüş mahalleler
orda erkekleri konuşmayan dillerde
saat onikilerin orta yerinde, saat onikiye misafir bir aşktaki aşk
aşk
düğümler diyor şarkıcı, zamanın içindekileri, garip bir düğüm
ey bozar mı kanın gidişini kalbe doğru
ve nerden çıktı bu ev meselesidir: babalar
ki sokaklar gezip tozar bizi, biz şehirlere giderken
bize misafir hikayelerle, yanmış, tütünsüz
sanattan çakmayan kelimeler yazıyorlar böylece
benimle fatihte oturulup konuşuldu diye
ki birisi kalkıp öpüştüğümüzü sildi bu hikayede
gece hiç bitmedi, ama kaydedildi
otobüs gecikti vakitleri terk ettiler sonunda bizi
ayrıldık, ayrılmak ispatı aslında sürecek günlerin
ki kapatın artık bu şehri
yıldızları kapatın üstüme, ayrılmak, aşağı yukarı ayrılmak
yıldızların bir şehrin üstüne doğmamasıyla bir
savaşta çıkmayan yaralar edinmekle bir
ayrılınca sanki barajlar kurarlar tarihin kaşınan yerlerine
sonra buluşmaktan öteye gitmeyen şehir, onun lokantalarında bir yerde
sonra dengesiz bir demete çiçek karıştırıp vermenin hayali belirir
orta yerinde saat on bire dek oturmaların
masa tam da ayrılıp bir daha görüşülmesin diye yeni, yepyeni
eskisinden bile daha yeni, daha beter bir ayrılık
düşüyorlar ağaçlardan elmalar gibi
abartısız mavi
yüzünü kaldırsın yavaşça, orta yerde budanmış bir ağacın her yeri kalsın
masayı masa olmadığı için çıkarıp kapı önüne koyalım
elmalar orda bi yerde iyi bakılsınlar
ben bakılayım, sana iyi baksınlar
rüzgar çıkarsın güneşi getirsin eteklerin
gerisi nerde bir kanaviçi çiçek çıkmışsa gibi uzak ülkelerde
varlığının sonsuz şöminesi
çıkmalılar bu bahçeden çıkarmalıyız onları
onların bıyıklarını bastonlarını bitmeyen sabırlarını
gitsinler ki hayat güzelleşsin, vefasız olsun istanbul
ve efendiler çıkar balkondan en bilinmeyen oğullarıyla kavgalı
senin yerine, senin bir hayli yerine
hemen birkaç gardiyan, birkaç küpeli melek yavrusu aşağıdan duyulsun
korkutsun onları, kaçırsın
ama çok siyah, zeki, kıvrak
bir müddet ortadan kaybolunsun
bu yüzden bahçe olduğunu duymasın bahçıvan bu yoklukta
nereye kadar anlamasınlar o yokuştan düşüldüğünü
nerde keşke şimdi sahilde olsak filmlerinden bıkmak usanmak
biz ve onlar
oturulsun, birisi dünyadan bir hayli çıkarsın artık pantolonunu
biz ve onlar
ve kahvelerinin efendileri olmak üzere üç kez üst üste emrederler üstüne
pasaklı, alaycı, caddelerde demokrat dolaşmak ile
ölüp biryelerde bırakılsın
delinip deşilmekte varmış ya orta boy bir pıçakla
keskin sivri bir yalnızlıkla unutmaya çekilmek
başlayıp dursun,
işte bahçeler böyle bir yıpranmışlıktır, başkalarıyla berabersen
yine de ne var, yine de bişey mi var sanacaklar
tembelleşip, insaf etmeyi çantalarla getirip götürerek
işte gitmediler ki, bahçeye kuruldular
zavallı yavrucak, neden halka açık çimenliklerde gezmediler
o halde neden ay çekiyor onca ölüm
zavallı biz orta yerde
işte yüzünü tereddütsüz sokaklara döken yalnızlık, işte katışıksız ben
işte bir evde yangın vardı az evvel
bir evin külleri yanıyordu içimizdeki
bir kentin ilaçları bizi iyi edecek
güzel ama alımlı sessizlik biter,
bahçe hınca hınç doludur artık karanlık kahkahalarla
düşlerini çıkarıp astığımız kalın ip balkona bağlı, şimdi çıkarıp astığımız
o kalın düşsel ip, yani balkona bağlı ama şimdilik kopmamış
siyah ama çok siyah bir gün, doğmamış günlerin üstünden atlayan trenlerin
bizi ulaştırabildikleri yerler, bizi uzaklaştırabildikleri, misal kars yoluna
misal bize miras kalır bunlar
ve hiçbir yol yarılanmıyor
ve öylesine
içim öylesine
içimde öylesine bir yüzünü kaldırsan çatlağı
yüzümü kaldırsam başka türlü, yüzünü kaldırsan gözlerin
ve gözler artık bir rehin alınmışlıktır
başka türlü senlerin ışıl ışıl gözlerinin içinde
bize yavaşça iyi gelecek çılgın bir mirasın içinde
yüzümü yırtıp saçtım halıya, güneş sırıtmayı sürdürsün
yüzümün yırtılıp halıya saçıldığı yerde
yüzünü kaldırsan, bana baksan sanki
sonra her zamanki gibi
sigara partileriyle, caddelerde yalnız yürümekle unutmak seni
yüzünü kaldırsın yavaşça, orta yerde budanmış bir ağacın her yeri kalsın
masayı masa olmadığı için çıkarıp kapı önüne koyalım
elmalar orda bi yerde iyi bakılsınlar
ben bakılayım, sana iyi baksınlar
rüzgar çıkarsın güneşi getirsin eteklerin
gerisi nerde bir kanaviçi çiçek çıkmışsa gibi uzak ülkelerde
varlığının sonsuz şöminesi
çıkmalılar bu bahçeden çıkarmalıyız onları
onların bıyıklarını bastonlarını bitmeyen sabırlarını
gitsinler ki hayat güzelleşsin, vefasız olsun istanbul
ve efendiler çıkar balkondan en bilinmeyen oğullarıyla kavgalı
senin yerine, senin bir hayli yerine
hemen birkaç gardiyan, birkaç küpeli melek yavrusu aşağıdan duyulsun
korkutsun onları, kaçırsın
ama çok siyah, zeki, kıvrak
bir müddet ortadan kaybolunsun
bu yüzden bahçe olduğunu duymasın bahçıvan bu yoklukta
nereye kadar anlamasınlar o yokuştan düşüldüğünü
nerde keşke şimdi sahilde olsak filmlerinden bıkmak usanmak
biz ve onlar
oturulsun, birisi dünyadan bir hayli çıkarsın artık pantolonunu
biz ve onlar
ve kahvelerinin efendileri olmak üzere üç kez üst üste emrederler üstüne
pasaklı, alaycı, caddelerde demokrat dolaşmak ile
ölüp biryelerde bırakılsın
delinip deşilmekte varmış ya orta boy bir pıçakla
keskin sivri bir yalnızlıkla unutmaya çekilmek
başlayıp dursun,
işte bahçeler böyle bir yıpranmışlıktır, başkalarıyla berabersen
yine de ne var, yine de bişey mi var sanacaklar
tembelleşip, insaf etmeyi çantalarla getirip götürerek
işte gitmediler ki, bahçeye kuruldular
zavallı yavrucak, neden halka açık çimenliklerde gezmediler
o halde neden ay çekiyor onca ölüm
zavallı biz orta yerde
işte yüzünü tereddütsüz sokaklara döken yalnızlık, işte katışıksız ben
işte bir evde yangın vardı az evvel
bir evin külleri yanıyordu içimizdeki
bir kentin ilaçları bizi iyi edecek
güzel ama alımlı sessizlik biter,
bahçe hınca hınç doludur artık karanlık kahkahalarla
düşlerini çıkarıp astığımız kalın ip balkona bağlı, şimdi çıkarıp astığımız
o kalın düşsel ip, yani balkona bağlı ama şimdilik kopmamış
siyah ama çok siyah bir gün, doğmamış günlerin üstünden atlayan trenlerin
bizi ulaştırabildikleri yerler, bizi uzaklaştırabildikleri, misal kars yoluna
misal bize miras kalır bunlar
ve hiçbir yol yarılanmıyor
ve öylesine
içim öylesine
içimde öylesine bir yüzünü kaldırsan çatlağı
yüzümü kaldırsam başka türlü, yüzünü kaldırsan gözlerin
ve gözler artık bir rehin alınmışlıktır
başka türlü senlerin ışıl ışıl gözlerinin içinde
bize yavaşça iyi gelecek çılgın bir mirasın içinde
yüzümü yırtıp saçtım halıya, güneş sırıtmayı sürdürsün
yüzümün yırtılıp halıya saçıldığı yerde
yüzünü kaldırsan, bana baksan sanki
sonra her zamanki gibi
sigara partileriyle, caddelerde yalnız yürümekle unutmak seni
yüzünü kaldırsın yavaşça, orta yerde budanmış bir ağacın her yeri kalsın
masayı masa olmadığı için çıkarıp kapı önüne koyalım
elmalar orda bi yerde iyi bakılsınlar, ben bakılayım, sen bakıl
rüzgar çıkarsın güneşi getirsin eteklerin
gerisi nerde bir kanaviçi çiçek çıkmışsa gibi uzak ülkeler
gitsinler ki hayat güzel, vefasız olan istanbul
ve efendiler çıkar balkondan en bilinmeyen oğullarıyla kavgalı
senin yerine, senin yerine bir hayli
hemen birkaç gardiyan birkaç küpeli melek yavrusu aşağıdan duyulsun
korkutsun onları, kaçırsın
ama çok siyah, zeki, kıvrak
bu yüzden bahçe olduğunu duymasın bahçıvan bu yoklukta
nereye kadar anlamasınlar o yokuştan düşüldüğünü
oturulsun, birisi dünyadan bir hayli çıkarsın artık pantolonunu
ve kahvelerinin efendileri olmak üzere üç kez üst üste emrederler üstüne
biraz pasak, alaya alınmış, caddelerde hür hür dolaşmak ile
delinip deşilmekte varmış ya orta boy bir pıçakla
işte bahçeler böyle bir yıpranmışlıktır, başkalarıyla berabersen
yine de ne var, yine de bişey mi var sanacaklar daha çokken vakit
çoklaşmak, tembelleşmek, insaf etmeyi çantalarla getirip götürmek
ama etmezler
zavallı yavrucak, o halde neden ay çekiyor onca ölüm onca güneş
zavallı biz orta yerde
işte yüzünü tereddütsüz sokaklara döken yalnızlık, işte katışıksız ben
işte bir evde yangın vardı az evvel, yanıyordu bir kentin ecza deposu
bize iyi gelecek
umutlu sessizlik, umutsuzcasına sessizlik, güzel ama alımlı sessizlik
biter, bahçe hınca hınç doludur karanlık kahkahalarla
düşlerini çıkarıp astığımız kalın ip balkona bağlı, şimdi çıkarıp astığımız
o kalın düşsel ip, yani balkona bağlı ama şimdilik kopmamış
siyah ama çok siyah bir gün, doğmamış günlerin üstünden atlayan trenlerin
bizi ulaştırabildikleri yerler, bizi uzaklaştırabildikleri, misal kars yoluna
misal bize miras kalsın bunlar
ve hiçbir yol yarılanmıyor
öylesine
içim öylesine
içimde öylesine bir yüzünü kaldırsan dileği, ipi
yüzümü kaldırsam başka türlü, yüzünü kaldırsan yavaşça iyi gelecek mirası bu
yüzümü yırtıp saçtım halıya, güneş sırıtıyordu olanca gücüyle
yüzümün yırtılıp halıya saçıldığı yerde
yüzünü kaldırsan, bana baksan sanki
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

