24 Şubat 2013 Pazar

Eylül


Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!

20 Ocak 2013 Pazar

hissediyorum gibi
bazen…
yani böyle zamanlarda
bu nasıl zaman
ki?
... zaman, böyle nasıl?

ben miydim
de…
deliren
delirebilme kapasitesi olmalı
insanın

eşyanın dili olduğunu hissettiğinde
yani…
bakınmak diyorum
öyle… sağa sola…

deri mont
ile
akvaryumdaki ölü balık

ne söyler?

Mustafa Çolak

13 Ocak 2013 Pazar


bir şiirin öpülmelik yerleri çekmiştir canı
ve birden bir kadın van'ı özletmiştir
bir otobüs belki artvine gitmiştir
ben eve gelmişimdir bir garip bir bavullarla
ülkemizde çok yetişen portakalın tadı karışmıştır
konuştuklarımıza
ki yarım saattir ve her gün yarım saattir
seni düşünmekle ünlenirim ben
dışarısı çok soğuk ve mutfakta yemek yapıyorlardır şimdi
dışarısı soğuk ve bir şarkı çalmak için
allah bilir kaç kişiyi öldürüyorlardır
soğuk ve flu bir üsküdarda kaç mendili
yere düşürüyorlardır gelip alsınlar diye
birileri, hiç görülmeyen birileri
ve bir geceden kaç tane mendil yapıyorlardır
durmadan üşümeden
kahveler gelmez oldu ben evde yalnız
gibi ama bir kaç kişi

8 Ocak 2013 Salı

Zaman mı? Değil zaman
Akan zaman değil mesafelerdir.
Güneşin çekici yukarda
Suyun bıçağı aşağıda
Krom alçakgönüllü, bakır utangaç
Ağaç: bir damla iki kıvılcım arasında
Rüzgâr bilmiyor nerden eseceğini.
Sınırlar kesik,
Yerleşme yerlerinde balkıma
Biz kırıldık daha da kırılırız
Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz, aşkımız yeniden,
Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki
Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle bağış arasında
Biz kırıldık daha da kırılırız
Doğudan batıya bütün dünyada
Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer
İki ciğer arasında bağlantı kurar
Büyür, bir gün, zenginleşir orada
Çünkü Ali'yi dirilten iksir de saklı
Hasan'a sunulmuş ağuda,
Granitin de olur bir okyanus diriliği,
Nehirler daha uysal akar,
Bir çiçek nasıl açıyorsa kendiliğinden
Bir kuş nasıl uçuyorsa
Öyle sever, çalışır insan,
Kıraçlar çarptıkça dağlara
Gül göçürür şafağından
Doğanın altın şafağından
İnsanın altın şafağından
Tarihin altın şafağından
Biz kırıldık daha da kırılırız
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.

Cemal SÜREYA

yalnız bir adam ve boynunda atkı

dumanı daima yüzüne üflenir zamanın
kapı surata patlar girmeye yakın
kuşlar şarkılarını bitirir
yola çıkmaya davranır yalnız adam.
ıslak çatılarla en üst katların masalarında
birini düşünmenin en keyifli istanbulunda
karar verilmiştir birkaç gün sonra
güzel şarkıların kır gibi caddelerinde
tekrar tekrar söylendiği nefis kızlar için
yalnız adamlık etmeğe.
Ve yavaşlatsa kendini bir adam, bir araba alsa ve sevse
bir kadın için edilmiş intiharı seslendiren kadının
söylediğinin kadına çalan sesini ve sevse yine
o akşam intihar yaşamaktan biraz daha serin çünkü
bir şarkı çalsa, oruç bozulmaz diyorlar ve bir şarkı çalsa
sevmelerin dudağına

daima uzaktan nasıl görünür diye merak edilir
yalnızlığın, durakta iner yalnızlığın,
bir deniz mavisine çıkışır, susarak bağırır caddeden geçenlere
bölüşür herkesin kızgınlığını ve küfrünü
soğuk griden yapılmış atkılara ve atkılara bakıp
bağırmaz mısın benimle diye bağıran
o elma armutçuya
ve karşıya geçip bir simitçinin üşümesine
karşılık verir
yalnız bir adam ve boynuna atkı ister.
paltosunu çıkarır, çıkarır bir sigarayı
birazdan bile olsa çıkarır üşümesini üstünden
seni seviyorumları yırtılır, senden nefret ediyorumlar
kaçar uzaklaşırlar bir trenle
ve kağıda gözyaşısız kuru bir gözyaşı damlar
sakince
paltosunu geçirir sırtına bu sefer
bu sefer dünya bir sandalye ve bir masa
paltosunu geçirir aklından ve
bu yüzden mi uzun paltolar aldığını
bilmediklerini sanarak

bir ağıda bile karşılık gelmediği bu dünyanın
atkısını almaya yollanır
ve bir daha yaşamaktan söz etmez.

ana kelimesi sadece küfürlerde yer buluyor kendine