9 Haziran 2013 Pazar

Zvonko Makovic şiiri

ve açık bir pencere mi?
-ve açık bir pencere.
ve açık pencereden gördüğün her şey mi?
-ve açık pencereden gördüğüm her şey.
ve o açık pencere önündeki her şey mi?
-ve o açık pencere önündeki her şey.
ve o açık pencere çerçevesine sığmayan şeyler mi?
-ve o açık pencere çerçevesine sığmayan şeyler.
ve açık pencere önünde oldukları için dokunabildiklerin mi?
-ve açık pencere önünde oldukları için dokunabildiklerim.
ve açık pencere ötesinde oldukları için uzanılamayanlar mı?
-ve açık pencere ötesinde oldukları için uzanılamayanlar.
ve yakındakilerle uzaktakiler mi?
-ve yakındakilerle uzaktakiler.
ve açık pencere?
-ve açık pencere.
ve açık olmayan ama açılabilecek bir pencere mi?
-ve açık olmayan ama açılabilecek bir pencere.
ve açık bir pencere mi?
-pencere açık değil, açılamaz da.
ve önündeki bir pencere mi?
–ne pencere açık ne de arkasındayım.
ne pencere açık ne de açık pencere gördüm.
ne de açık pencere ardında bir şey gördüm.
ne de açık pencere ardındaki bir şeye
dokunabilirdim, çünkü ne pencere açıktı
ne de bir an bile olsa pencereydi.
sonuç olarak, ben açık bir pencereden söz etmek
bile istemiş değilim.
ve açık bir pencere mi?
-ve açık bir pencere.

 

3 Haziran 2013 Pazartesi

Eleştirel Günlük: Gezi Park'ı Direniş Notları

Eleştirel Günlük: Gezi Park'ı Direniş Notları: Metin Solmaz'dan: 1. Çok haklıyız.  O kadar doğru bir yerde duruyoruz ki, Başbakanın konu üzerine yerleşik alaycılığı, gevrek gülüşü ...


Gezi Park'ı Direniş Notları
Metin Solmaz'dan:

1. Çok haklıyız.
O kadar doğru bir yerde duruyoruz ki, Başbakanın konu üzerine yerleşik alaycılığı, gevrek gülüşü örselendi. Birkaç gün önceye kadarki o özgüven abidesi şimdi olayı zavallı CHP'ye maletmeye çalışıyor. Nasılsa (yıllardır yaptığı gibi) kolay başa çıkarım diyerek. Yemezler. Direnişimiz hiç bir partiye, gruba, din yahut mezhebe yahut siyasete ait değildir.

2. DİKKAT:
a) İçkiciler: Çok basit. İçkiliyken nasıl araba kullanılmaz, sivil direnilmez de. İçki eğlence için içilir. Bu bir eğlence değil. Sizin bu şekilde eğlenebiliyor olmanız bu şekilde eğlenme hakkınız olduğu anlamına gelmiyor. Gidin evinizde için. Her hareketiniz zarar oluyor sonra. Hem itici görünüyorsunuz. Hem çevreye zarar verme, hem zarar görme potansiyeliniz artıyor. Hem de çok çirkin görünüyorsunuz. Bir elde Gaviscon, bir elde bira, ne bu?

b) Sağı solu tekmeleyen, taş atanlar: Bunlara tek kâr edecek şey civarı tarafından uyarılmaktır. Her kalabalıkta çok Die Hard seyretmiş birileri çıkacaktır. Bu ezik saldırganları uyarın. Direnişimize en çok zarar verenler bunlar. Polisin attığı gazı geri atmak kutsal bir harekettir. Ama taş ne iş? Dün Beşiktaş'ta onlarca arabanın camı kırıldı bu heyecanlı zibidiler yüzünden.

c) Nezaket, temizlik gibi sıradan insan özelliklerinin direniş esnasında da korunması gerekir. Biz insanlığımızı korursak bu direniş yükselir. Söylemesi bile ayıp ama: Yerlere çöp atmayın.

3. Sevgili kemalistler:
Heyecanınızı, bezginliğinizi anlıyoruz. Olayı kemalizme maletmeye çalışmayın. Siz de takdir edersiniz ki Atatürk bir sivil direniş önderi, bir muhalefet sembolü değil. O yüzden "Mustafa Kemalin askerleriyiz" gibi zırvalara kaptırmayın kendinizi. AKP'den kurtulup asker mi olmak istiyorsunuz? Demokrasi isteyen insanlarız. Hem bu iş cumhuriyet mitingleri gibi piknik fasilitesi değil.

4. Sevgili kürtler:
Sizi gayet iyi anlıyoruz. 30 yıldır "orada" olan üç beş gün "burada" oldu. Hem de düşük şiddetle. Yer yerinden oynadı. Ne yapalım ki İstanbul'a bulut gelmeden Türkiye yağış almaz. Yanımıza gelin. Sırrı Süreyya başta olmak üzere BDP'nin şimdiye kadar verdiği destekten memnunuz. Dahasını istiyoruz.

5. Sevgili dindarlar:
Sizin vicdanınıza ne oldu? Neden bu kadar azsınız? Daha fazla mütedeyyin arıyor gözlerimiz.

6. Sevgili AKP seçmeni:
Şu ana kadarki medeni davranışınızın devamını dileriz. Aramızda sizden epey insan olduğunu mutluluk içerisinde biliyoruz.

7. Polis:
Elinizdeki o gaz bombalarını TOMA hortumlarını kullanırken kime karşı kullandığınızı iyi düşünün. Şiddet göstermeyen birisine şiddet göstermek dünyanın en haysiyetli hareketi sayılmaz.

8. Asker:
Harbiye ve Gümüşsuyu'ndaki iyilikleriniz için teşekkürler. Ama daha fazlasını istemiyoruz. Askerin bugüne kadar ne getirdiğini çok iyi biliyoruz. Sizden gelecek yardım yardımcı olmayacaktır.

9. Sosyal medyacılar:

Hep sosyal medya başında olun. Sokaktakiler genellikle rahat kullanamıyor, sokaktakilerin haberleşmesine yardım edin. Amman her topa girmeyin. Zaten ortalık gaz dolu gaza gelmeyin. Teyit almadıkça ciddi haber vermeyin.

10. Medya:
Allah belanızı versin. Sizden bir bok olmaz.

kaynak: eleştirelgünlük veya http://elestirelmedyagunlugu.blogspot.com/

AMA HALA NE ARADIĞIMI BULAMADIM


 En yüce dağlara tırmandım,ovalarda koştum
Sadece seninle olabilmek için
Koştum,süründüm,şehir duvarlarını dümdüz ettim
Sadece seninle olabilmek için
Ama hala ne aradığımı bulamadım
Baldan tatlı dudakları öptüm,
parmak uçlarındaki iyileştirici gücü hissettim
Ateş gibi yanıyordu bu yakıcı arzu
Meleklerin diliyle konuştum,şeytanın elini tuttum
Gece ılıktı,bense taş kadar soğuktum
Ama hala ne aradığımı bulamadım
Kurtuluş gününün geleceğine inandım
O zaman tüm renkler birleşecekti
Ama hala koşuyorum
Bağlarını kopardın,zincirlerini gevşetin
Çarmıhı ve utancımı taşıdın
Biliyorsun inanmıştım,
Ama hala ne aradığımı bulamadım...

U2

1 Haziran 2013 Cumartesi

güldüğün zaman ne olur biliyorsundur

Sivasa kadı olsan da, fenere santrafor da
Biraz sürse de gözünün ışıllığı, yüzünün gözü
Ağır Aksaklığı kelimelerin, taranmışlığı saçlarının
Seni reklamlarla ayartan sevgili ihtiyaçların
Senin malborolarınla bir başınalığın
Bir başınalığının bir başınalığı hatta
Hatta bizim evlerin önü eskiden govendlerle
çiğnenip eskitilmiştir hatta
Pek uzağa kaçamıyorlardır bi türlü senden, seni bulup getirtiyorlar
Hızlı trenlerde, ağır aksak ve ağır aksak
Dedem geldi aklıma böylelikle
Bunlara şaşırmanın ağır aksak gülmesiydi dedem
Desem 1989 senesi için, desem kirli bir aynamız bile yoktur için
Öleceğimi anlamakta bu kadar uzun bekleyişim
Bir ceviz ağacından düşüşüme denk geldiği için
Bir kızın memelerini sıkmak için dört kere merhaba
Ve adı Tuğba olanlar için
Hem de öyle nasıl bir taş gibiydi için

Kısa pantolon giymeden çocukluk yapanlar da vardır
Ve öldürülmeye en müsait çocuklardır köylülerinki
bayram sabahı ve ezan, bayram sabahı ve ezan
Erkenden ve mecburen camiye koşanlar için
Daha bir manzume bile yazılmamıştır
Anlıyabiliyor musunuz beni yemin ederim?
Pek uzağa gidemez, eli kulağındadır seni bulmasının
Bizi bulanların, bizi kana ve biraz elma kokusuna bulayanların
Döğüşlerinin, en gizli pusulardan, en isabetli oklardan
Kurtulmanın olimpiyat şampiyonu, gezme tozma şampiyonu
Yani içindeki pisliğin, hamam böceklerinin
İçi puştluklarla doludur yemin ederim
Bir otobüse atlamış da geliyormuş gibi yapmadan geliyordur sanki
Senden çok hoşlanmıştır işte, ara ara aklından çıkmıyorsun
Bunu bil artık

Bu huzursuzluk, bu tükenmek bilmez, yazılmış kesinliğin
Kesinliğinin batısı, köy boşaltılırken düşünülen şehirlerin
aynısıdır yemin ederim.

Ben nereye nasıl geldim
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum
Kimi tanıdığımı ve neden koltukta oturan bir sigaraya dönüştüğümü
Neden bilmem gerektiği konusunda en ufak bir fikrim yok
Lazım da değil
Ve bir şey zaten beni çoktan,yani çoktandır bir şeyler zaten olmaktaydı
Biz, haberimiz, yokken
Ben yazılan biriyim, örneğin yazıyorlar ve benim çişim gelebiliyor
kadar Türkçem vardır
Örneğin kaderimiz olan o kırmızı
Dünyaya kırmızı renkli bakışlarımız yani
öylesine tuhaftı ki, bu tuhaflığımızı örteceğiz ve kimse görmesin için
ne kadar çok marş vardıysa hepsini teker teker okumak zorunda
olmak yemin ederim, şimdiye kadar hiç de zor değildi,
dedim ya geç anlamıştım öleceğimi anlamayı
yani sizin bütün Yazılarınızı okuyoruz ve saygı duruşları başlıyor maalesef
Marşlarla devam ediyor sizin çaresiz Müslümanlığınız

sonra sana kaçılabileceğine dair bir his bir şüphe
bir şehrin kirli bir damından atlayıp
sanki ,yağmurla beraber yağmur gibi, düştü üzerime
ellerim bu ıslaklığı şaşkınlık içinde
durup beklemek gibi anladı.
Kaçtım şiirlerle, uykularla ve açık kalmış pencerelerinle
Yağmurun yağışını kaçtım ve bütün perdeleri ben açtım
Otobüse atladım ve dünya serinledi benim neşem yüzünden
Yenilgi yenilgi büyüyen esmerliğinle, (bu arada güzelliğini esmerliğine borçlu olanlara
selam verdim, bu çok elzemdi benim için)
Facoult ne demiş, gazeteler ne demiş gevezeliğinin
Acıklı bir filme benzemesiyle
Bir erkeğin aklından geçenleri bilen kızların
Ne kadar oruspu olabilecekleri konusunda
Aklımdan geçenlerle
Manav bana uzun bakarken
neyi kastetmiş olabilir gibi hususi ve küçük dertlerimle
altüst olmuş kalmışken
çocuklara en fazla nasıl ağlayacaklarını öğreten sen ve dünya
sen ve köşede birdenbire karşılaştığın malum öfken
geçip gitmiyor ve geçip gitmiyorsa
kim daha çok yalan söylemiştir bilemedim
vallahi.

28 Mayıs 2013 Salı

richard brautigan


bazen hayat sadece bir kahve meselesi; ya da bir bardak
kahvenin ne kadar yakınlık getirebileceğinden ibaret. bir
keresinde kahveyle ilgili bir şey okumuştum. kahvenin sağlık için
iyi bir şey olduğundan bahsediyordu; içorganları düzenliyormuş.

önce bunun hiç de hoş olmayan, garip bir yaklaşım
olduğunu düşündüm; ama zamanla kendi içinde bir şeyler
ifade ettiğini anladım. ne demek istediğimi şimdi
açıklayacağım.

dün sabah bir kızı görmeye gittim. ondan çok hoşlanıyorum.
aramızda olan herşey geçmişte kaldı. artık beni
hiç umursamıyor. onu terk ettim, keşke etmeseymişim.

kapısını çaldım ve aşağıda beklemeye başladım. üst katta
dolaştığını duyabiliyordum. hareketlerinden yatağından
kalktığını çıkardım. uyandırmıştım onu.

merdivenlerden aşağıya indi. yaklaştığını karnımda
hissedebiliyordum. attığı her adım duygularımı
karmakarışık ediyordu ve kaçınılmaz olarak ona
kapıyı açtırdı. beni gördü ve buna sevinmedi.

bir zamanlar bu onu çok sevindirirdi, geçen hafta. bazen
tüm onlar nereye gitti diye safça soruyorum kendime,

"kendimi iyi hissetmiyorum şu an," dedi. "konuşmak istemiyorum. "

"bi' bardak kahve koyar mısın?" diye sordum, çünkü bu
o anda dünyada en son isteyeceğim şeydi. öyle bir söyledim ki
sanki ona acaip kahve içmek isteyen, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen
başka birinden bir telgraf okuyormuşum gibi çıktı sesim.

"peki," dedi.

merdivenlerden yukarıya onu takip ettim. çok saçmaydı.
üstüne bir elbise geçirivermişti. elbise daha tam olarak vücuduna
intibak sağlayamamıştı. size sonra bir ara onun kıçından bahsederim.
neyse, mutfağa girdik.

raftan bir tane neskafe kavanozu çıkarıp masanın
üstüne koydu. bir bardak ve çaykaşığı çıkardı. ben de
bardağa ve çaykaşığına baktım. ağzına kadar suyla dolu
çaydanlığı ocağa koyup altını yaktı.

tüm bu sürede tek bir laf etmemişti. bu sürede elbiseleri vücuduna
intibak sağladı. ben artık sağlayamayacağım. çıktı
mutfaktan.

sonra merdivenlerden aşağıya inip hiç mektup falan
gelmiş mi diye baktı. ben gelirken görmedim diye hatırlıyorum.
tekrar yukarı çıkıp başka bir odaya girdi. üstüne
kapıyı kapadı. ocağın üstündeki suyla dolu
çaydanlığa baktım.

suyun kaynamasına daha yaklaşık bir
sene vardı. aylardan ekim'di ve çaydanlıkta çok fazla
su vardı. işte o yüzden. suyun yarısını
lavaboya boşalttım.

şimdi daha çabuk kaynardı. yaklaşık altı
ayda falan. ev sessizdi.

dışarıya verandaya baktım. bir sürü çöp torbası
vardı. çöplerdeki konserve kutularına, soyulmuş
kabuklara falan bakıp son zamanlarda neler
yediğini çıkarmaya çalıştım. hiç bir şey anlaşılmıyordu.

mart ayı geldi. su kaynamaya başladı. bu
çok hoşuma gitti.

masaya baktım. neskafe kavanozu, boş
bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi
gibi duruyorlardı. kahve yapmak için gereken
malzeme bunlardır.

on dakika sonra evden çıkarken, içimde bir
mezar gibi güvende bir bardak kahve,
"kahve için sağol." dedim.

"bişey değil," dedi sesi kapalı kapının
arkasından. onun sesi de bir telgraf gibi
çıkmıştı. gitme zamanım gerçekten gelmişti.

günün geri kalanını kahve yapmayarak geçirdim. büyük
keyifti. sonra akşam oldu, bir restoranda yemek yiyip
bir bara gittim. biriki içki yuvarlayıp biriki insanla
konuştum.

bar adamlarıydık hepimiz ve bar şeyleri konuştuk.
hatırlanmayacak şeyler, bar kapanana kadar. saat
sabahın ikisiydi. dışarı çıkmam gerekiyordu. san fransisko
sisli ve soğuktu. sisi düşündüm; kendimi çok
insani ve çaresiz hissettim.

başka bir kıza daha uğramaya karar verdim. nerdeyse
bir senedir hiç görüşmemiştik. bir ara çok yakındık.
şu anda ne düşündüğünü merak ettim.

evine gittim. kapı zili yoktu. bu ufak da
olsa bir başarı sayılırdı. bütün ufak başarılarının
kaydını tutmalı insan. ben nasılsa yapıyorum.

kapıyı açtı. önünde uzun bir elbise tutuyordu.
beni gördüğüne inanamadı. "ne istiyorsun?"
dedi, beni gördüğüne artık inanmış bir şekilde.
direk içeri daldım.

dönüp kapıyı kapatınca vücudunu profilden
gördüm. elbiseyi tamamen üstüne geçirmeye
uğraşmamıştı.
sadece önünde tutuyordu.

başından ayaklarına kadar uzanan kırılmamış
bir beden çizgisini görebiliyordum. biraz
garipti. belki çok geç bi' saat olduğundan.

"ne istiyorsun?" dedi.

"bi' bardak kahve," dedim. ne komik
birşey, gerçekten istediğim yine kahve
değildi.

bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü.
beni görmek hoşuna gitmemişti. ssk istediği kadar
zaman herşeyi iyileştirir desin. bedeninin kırılmamış
çizgisine baktım.

"neden benimle bi' bardak kahve içmek istemiyo'sun?" dedim.
"içimden seninle konuşmak geldi. ne zamandır hiç
konuşmadık."

bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü. bedeninin
kırılmamış çizgisine baktım. bu iyiye işaret
değildi.

"çok geç oldu," dedi. "yarın erken kalkmam gerekiyo'.
kahve istiyorsan, mutfakta neskafe var.
benim yatmam gerekiyo'."

mutfak ışığı açıktı. koridordan mutfağa
baktım. içimden hiç gidip kendi başıma
bir bardak daha kahve içmek gelmedi. başka
birinin evine daha gidip de bir bardak kahve
istiyorum demek de gelmiyordu içimden.

bütün günümü çok garip ziyaretlere adadığımı
farkettim, bu şekilde planlamamıştım halbuki.
ama en azından neskafe kavanozu masanın üstünde
boş beyaz bir fincanla kaşığın yanında değildi.

bahar gelince bir erkeğin bütün hayallerinin aşk
üzerine kurulduğunu söylerler. eğer yeterli zamanı
kalırsa, içlerine bir bardak kahve de koyabilir.

Saçmasapan Bir Şiir

”Kedi Pepik”.
Evet, Kendisi bir çeşit bilgelik taşır
”Çuv Köpek” ise öldü.
Ömrümün yorgun kısımlarıdır
Aklımla ben birbirimizi oynatıyoruz

Tarlam yağmura esintiye deliliğe açıktır
Kaç gündür boş duran bir tabanca gibiyimİnsan şapkasız da delirebilir kumral ve sarışınsa

Aklımdan geçenler bugünlük bunlar
ve tabii birtakım hovardalıklar

Vergi ödemeden yaşıyor olmalıyım

Yüzüm de bir kedidir boş zamanlarımda
Kalbimde kuş kadar bir köpek havlar
Kafkas Haritasından Çerkes köylere indik biz

Atlarını vurdu ve gömdü, kente yerleşti
Gümüş eğerlerini karartıp sakladı
Ne diye homurdanır sanki Dedem
İğdiş geyik gibidir Çerkes tabanca olmayınca
Çaresi arada kovboy sinemaları
Kamu düzeni ile aramda fark var

Şakayla öfkeyle geçti şu son beş on yılın delilikleri
Bir köpektir Çerkes aklı, ağzından bulutlar akar
Ben maymundan falan türemek istemedim
Kediden, köpekten ve attan gelirim
Evde herkesten daha iyi yazarım

Arada bir pencereden bakarım ve daha eğlencelisi
Yokuştan ilk çıkanı öldürmektir işim

Tuhaf bir adamım arada tabancam tutukluk yapar

Aklımdan geçenler bugünlük bunlar
Ben asılırken bile gülen adamım
Sevr ve Lozan bana vız gelir

Çerkesler bile eskir zamanla Fakat
Şimdi anladım ki bende Ölüm kokan bir dalgınlık yaşar

Kaç kere söyledim evdekilere
”N’olur bir kedi alalım, n’olur bir köpek alalım
”İnsan boş bir tabancadır ama bakarsın bir gün patlar!

Komşulardan çekinmesen hüngür müngür ağlarsın
O zaman da hergele gazeteler yazar

Aklımdan geçenler bugünlük bunlar
Oğlum Ergin sen galiba üzüntülü adamsın
Tanrı bile baksana senle oyalanıyor

Çerkesce konuşmayı bilmezsin, Lazca bilmezsin
Unuttun bıçak atmayı ve saplamayı
Adam olsan bir köpek ve bir tay edinirdin
Ellerini yalar keçilerin sabah esintisinde

Bana kalırsa kendinden boşan
Bir celsede boşanırsın

Yeter artık bu kadar yabancılaşman!


-ergin günce-

26 Mayıs 2013 Pazar

jürgen kloppi


Düşün ve düşünmek, ne ala
Nereye geçeceksen artık bu karanlıkta
Kimi göreceksen işte
Süpermarketlerde dolanıp
Yeni çıkan yoğurtların yanında
Unutuyorsun ya az sonra
Nereye yazarsan yaz silindiğini
Bir şeylerin, güzelliğine baktırmayan
Bir şeylerin, senden saklanan.
Kıştan sonra yaza gireceğini
Bir elmanın tadının
Yendikten sonra biteceğini
Öğrenerek büyüdün sen.
Oysa sen
Bir ad bırakmanın peşindeydin
Oysa bu fırıldak dünyanın çocukluğunu da bilirsin
Oysa sigara almaya çıkmıştın sanki dünyaya
Ve Ceplerinde bir kalabalık
Sokaklarda kalabalık, anılarda öyle
Otobüsler tıklım tıklım yetişmek adına
Çorban fasulyen, tanıdık ekmekler yaşamak adına
Oturmalarla düşünmelerle
Hayaller ve ipliklerle
Pantolonlar memelerle
Sürüp geçiyor ya dünya
Hem sürsün hem de bitsin diye
Çektiğin bir tesbih olsa
Dayanmaz iki güne, çekilmez birisin
Bir ileri bir geri çekerek
Bir yalnızlık bir gürültü çekerek tespihten
Kanatırsın gül gibi ipliğini
Kopar tespihin kıyameti, tespihin kıyameti kopar iki kere
Bir ileri bir geri
Akşamın esmerliği ve serinliğin eski yeşil gözleri
Muradın inceliği, zararın neresinden dönüleceği
Hepsi çekilir senin yalnızlığına
Sobanın külü kalır ortalıklarda
Sevincin ve sigaraların külleri kalır
Ateşin rengi biter ortalıklarda
Ve Sonra ortalık da biter
Birileri ortalığı süpürmeye gelecektir oysa
Bunun gibi bir yanlışlık affedilmez belki
Nasıl garip karşılanacağının huzursuzluğunu
Ararsın gogolün paltosunda, kitapçılarda.

Bıçak gibi kesmeden seni düşünmek
Düşünmelisin, düşünmekten kurtulmak için düşünmelisin
ebrunun çıkagelmesi için, oturması sevişmesi için
ve ansızın gidivermesi için.
Ah düşünmek, Ah yine o çatışmalar, yeni kavgalar
yetmiyor hayat bile, seni avutmaya,
Ah düşünmek, Ah yine çatışmalar, yeni kavgalar
Kendi kendinin içindeki,
yine kendine dolanmalar topaçlar gibi.
Sonra vazgeçmek kendinden
Gidip yeni meyveler yapmışlar mı manavlar
Gidip bir film galatanın orda
gidip raflarda dolanmaktan başka
mutlu etmez kimse bizi.

Onun içindir ki
Çikolataları sevmeye çalışmağa
Perdeleri açık olanların zenginler olduğunu anlamaya
Evlere yeni eşyalar almaya
Bayılırsın.
Şiir yazmakla büyütürsün kendini küçük bir çocuk gibi
Şımartılmaya ihtiyacı olan
Ve dayak atılmadan mutlu olamayan.
Ebleh seni. Günahkar mızmız.

24 Mayıs 2013 Cuma

şaşırdınız mı yo
bir içki içmeye geldik
cinlerimiz tepemizde
gömleği sonuna kadar kapattık
söylemesi ayıp
hep gelip geçtiğimiz bir yer
ararken sizinle birlikte
şaşırdığımızı iddia ettiniz.

şaşırdık mı yo
henüz değil
sigaralar bittiğinde
ayışığı yetmediğinde
bir kulp buluruz yine de
sürmeyişine caddenin
ararken sizinle birlikte
ceplerinizde sakladığınız
ellerinizi.
görmedik, görmesekte olur
gerçek yüzünüzü
bekleyişlerde.
öfkemize dar gelen
kutuplara gidip gelen
aşkların açılmayan kapılarında
beklettiniz hem de.

23 Mayıs 2013 Perşembe

vladamir mayakovskiy

Böyleydi Eskiden
insanoğlu doğduğunda getirir seviyi
ama iş güç
para pul
ve buna benzer bir sürü şey
kurutur gönlünüzün verimli toprağını
yüreğin üstünde beden giysisi vardır
bedenin üstünde de gömlek
ama iş bu kadarla kalmaz
adamın biri
bir salak
bu gömleğe kol kapağı takmış
göğüs kısmını da kolalamıştır
insanoğlu yaşlandıkça görüş değiştirir
kadın süslenir
müller eğitimine başlar erkek
ama çok geç
deri kırışıklıklarla dolmuştur
sevi çiçeği açar
açar
ve solar
ben de bol bol getirdim sevda verisini
ama insanlar
daha küçücük yaştan başlayarak
çalışmaya göre koşullanır
bense
rion kıyısında koşar
sürterdim
hiçbir şeye aldırmadan
kızardı anacığım:
"ah korkunç haylaz, ah!" diyerek
kırbaç gibi şaklatırdı kemerini babam
bense
cebimde üç düzmece ruble
üçkağıt oynamaya giderdim erlerle
ne sırtımda bir gömlek
ne ayağımda bir pabuç
kutaissi fırınında kavurur
ya da güneşe verirdim sırtımı
ve işkembemi
içim bulanana dek
kendinden geçerdi güneş:
"üst üste konmuş üç elma gibi mübarek!"
bu oğlanda var besbelli
altı okka bir yürek
ve hınzır, anasını belliyor bu yüreğin
baksana a canım
nasıl oluyor da sığdırıyor
beni
ırmakları
ve uzayıp giden kayalıkları
o kuş kadar yüreğe?"