3 Nisan 2012 Salı

sana da bulaştıracaklar görmemezlikliği

adımız incedir, gereklidir
adımlarımız da fena değil, kaldırımlara uygun
merdivenler yön işaretleri durakta rahat durmayanlar
kahve içmek için fal baktırıp, evlerine üç kişi olarak dönenler
fal bakmak için o koca yokuşu çıkıp kahve içtiler
sorular açık değil , ki kimse gözlerini nereye bakacağım diye kullanmadı
iyice duymayarak da cevaplandığından kocaman gürültüsüyle hocam
iyi bir araba almalıyım çağına girer müsait yerlerinde inecekler
televizyon bilgisayar ve saatler açıktır aniden, mülkiyet esirgenmemiştir
fakat yalan söylemek saatleri yaklaşmaktayken
fatih'e girilir, mesaide söylenmemesi gereken edepsiz kelimelerle girilir
ve aniden, genelde aniden çok olur, Eminönü’nden otobüs kalkmak üzredir
amaç yoldur, yolda sade sigara içerken fiyakalı
kimliğini taksimde polise göstermek için kaybetmediğinden
bacağın güvenle ağırır
bankanın betonunda oturduysan
yapacak bişey yok, beklediğin an gelip çatmayacak bugün de
böylelikle Fatih’ten çıktık, böylelikle sanki her yerden çıkmışız kızgınlığı
en azından ‘’Sigara Ucuz'' kalsaydı


evet sonra bile bile Çapa'da doğaçlama bir hüzün koyduk aramıza
böylece işte gidip Topkapıya insafsızca ulaştık
aklımıza Allah'ı getirdik,
getirdik getirmesine de ne dediğini bilemedik
sonra dünyaya, o bizimle içinde değilmişiz gibi konuşan dünyaya
jilet çekmeyi konuştuk,
konuştuk ki duyulsun
nasılsınız bir takım insanlar?
konuştuk ki duyulsun
nerelerdeydiniz?

iyisiniz iyi! bir takım insanlar sizi
bizden memnun musunuz bari?
ama olmadı, ne yapsa olmazmış, aşk yaraymış
dolaplar çevirmemiz gerektiğine döndük tekrar kendimiz için
dolaplar çevriliydi, hazır bekletilmekteydi
marşlar ezberlenmekte, dualar edilmekteydi
çok dışarı çıkmaktaydık içerdeyken, sorulmaktaydı
nerdeydiniz?
sıkılmaktaydık, hepimiz sıkılmağa misafirdik
hava da öyleydi, gene öyle,
otostopla dağlara çıkılabiliniyor fikri
kesin sebepsiz yere ama gerekli yere fikri
yükselenler oysa hep alçaktır, trafikte yaya ilkin haklıdır
fakat sonra insan düşününce kadınları
bir zerdali çiçeği elde, bütün gerçekleri reddedebiliyor
yani demek istediklerimiz virgülden sonra gözükür
demek istediklerimize ama diye başlarız 
bunun için şirinevlere varır varmaz
aklımızda aşk; sesimizdeki kırlganlığa saklanan
ellerin çeviremediği bazı telefon numaraları
bizim ihtilalimiz en fazla
kravat giymektir


üstelik bir yerlerden bilim yahut sanat gelecek
ve kapımızda bekleteceğiz
dürüm söyledik o da birazdan gelir
tam da bu yüzden biraz, geç kaldığımızda kendimize tokat atılmasını istemezdik
birazdan her şey gelir, çok tanıdığımız belediye otobüsü şoförlerinden
bir abimiz gelir, yaşlı biraz fakat trakyalı
üstelik gümrük, üstelik üniversiteli kızlar kot giyinmemeliler
kandırmayalım birbirimizi, kandırmayalım gitsin
sakinlik ve tölerans, bağışla beni, mutlu olmamız çok şeye bakar bizim
kolay değil, kahvaltıdan üsküdar’a kadar açlığın nöbeti
oraya varmadan acıkmış yerlerimiz var
karşıdan karşıya geçerek adımız incedir
topalladığımızda şükredeceğiz,
ancak kötü durumda hatırlanır allahımız, herşeyimiz

herkesin kararlı olduğu sokaklardan
herkesin güneşe ve hayata şöyle bir bakıp
10 güne bahar gelir dediği sokaklara
karşıdan karşıya geçerek
adımız incelir, soluğumuz ferahlar, soğuğumuz nefretimiz
öfkemiz nerdeyse ev sahibi, bize,
bir yağmur koyarlar Pazar günü için, alıp ıslanırız,
bize bir cami çıkışına denk getirilir selamlar
nerdeyse esnafız, nerdeyse masada oturmuş ve konuşuyor taklidi yapmaktan
zararlı çıkmıyoruz,

31 Mart 2012 Cumartesi

seni saklayacaklar


hava çok gürültülü, latife tekinsiz bulutlar

aramızdaki telgraf vuruşları: konuşamadıklarımız

bayraklar senin izninle demirlere asılır

halk büyür, tırnaklar uzamaz, ben sana erkek

eskiden  beri suya batırılan ekmek

bir masada geçer tüm masallar

SENİ ÖPTÜĞÜMÜ SANACAKLAR

RedHack üyeleri bugüne kadar yakalanmamalarının nedenini de ”Yakalanmıyoruz çünkü onlar bizi nerede sanıyorsa biz orada değiliz. Biz orada değilken, nerede olduğumuzu düşünüyorlarsa aslında orada da değiliz. Hadi bizi buldular. En önemlisi bizim biz olduğumuzu ispatlamaları imkânsıza yakın” diye özetledi.

alsana epik şiir, pratik usun eleştirisi:kant, bizim şehrimizin kant'ı yoktur,


bunları sevdim, ama yine de gerçek olan bu değil,,,,yazmasak olmazdı, yazdık olmadı (y.erdğn) sözünden hareketle bişeyler yazayım istedim, hepsi bu,

bundan önce de  bişeyler demişler
şöyle  ki;


KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972’de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan’a da ithaf ediyoruz.”

peki
zaten her şeye peki
sanki başkasına ithaf etseler bu kadar güzel olmayacaktı
lakin ben
mahir çayan anadilde eğitimi destekliyor muydu diye paragraflar açtım hemen kafamda
somut düşünmek kitabım çıktı bu


nedense cem garipoğlu canavarını canavar olarak düşünmemiştim hiç, ulan ergenlik çalkantılarından biridir bu yaptığı diye düşünüyordum, ama hele dur orda, bi sorun var, asıl ergen olan hala benim, sen nasıl düşündüğüne göre varlaşan biri değil misin, al işte sana ergenlik, daha çıkmamışsın, onu canavar olarak görememek bi tür ''orda bi yerde kalmışlık''  VE YA ''   bi tür    ''orda unutulmuşluk, ciğerlerinde et bırakmayıp ağzından teker teker çıkan böceklerle hem de'' .(bakın böcekler ''gibi'' değil, onu yaşamışsınız  olum gibi, bunun için güzel bi hikaye de var, mesela şöyle;
(anny) -seni ilk öptüğüm zamanı hatırlamazsın tabii

(roquentin)bir zafer kazanmış gibi,
- hatırlıyorum, çok iyi hatırlıyorum. thames kıyısında, kew bahçelerindeydi diyorum

(anny) - ama hiç bir zaman bilmediğin bişey varsa o da benim dikenler üzerine oturmuş olduğumdu; eteklerim sıyrılmıştı, bacaklarım delik deşik olmuştu, kıpırdasam daha çok batıyordu. orada stoacılık para etmezdi işte. bana dünyayı unutturmuş değildin, seni öpmek için büyük bir istek de duymuyordum, sana vereceğim öpücük çok daha önemliydi; bir antlaşma, bir bağlantı olacaktı bu. duyduğum acı ne kadar kaba bir şeydi değil mi? böyle bir anda bacaklarımı düşünemezdim. duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu,,,,,,,,,

duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu,,,,,,,,,

duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu,,,,,,,,,

duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu,,,,,,,,,
 S
ARTRE , bulantı))

redhack hakkında bişeyler yazmak gerek, bu sizeydi sevgili dostlarım, bu aralar ancak böyle şeyler okuyabilirim,,,falan fistan

24 Mart 2012 Cumartesi

bir kadın ağıdı

alt kattaki .............................................................
saklanıp bekliyorsun, ıssızlık nerde bulup çıkarıyorsun
bir şehri kollarından tutup kaldırmışsın ayağa, helal olsun
susmak: isyandan önce büyüyen ses
derin bir hüzünden kaynaklanan bu sesinin içinin bir yarısını
tamamen kaplamış aşk
unutuyorsun, kurutmuşsun ta en baştan eldekileri
damda tek başına sigara ısmarlamışsın kendine, ihanet de edebilirsin artık
güya birini beklememiş kadar acayipsin
durduğun yer aslında insanların arada uğrayıp krizler geçirdiği
asma ağacı altı diye bir şey
geliyorlar ve sana kızacaklar umuyorsun
sakince ve sinirlice yaklaşmakta hiç beklemeyerek beklemekte olduğun
ona vereceğin tek kelime yok şu an herhangi bir dilde
bu yüzden stop, o yüzden sessizlik
ama durur mu, sana bakmadan görüyor nasıl da itaate hazır olduğunu
efendisini eğlendirmeyen köleye ayrıcalık yapılmaz misali varsın sen orda
orasını bunu için yapmışlar, yabancı şarkı dinlemek bir virüstür
şikayet etme! seni de özlemek için yapmışlar
bir başkası kızmak bağırmak için var, haklı çıkmak için
kahverengi yaralar sürmüşler sana, bulantı içinde kalmışsın
bir kadınsın yeterince iç çekişleri olan
ve gece eteklerin için sana minnettar
bir adam seni dansa kaldıracakkenki güzelliğin
unutulmayacak istedin
bir terminal kadar yalnız bakacaksın o curcunada
sana yol gösteren yoksa bile
çok sevmiştik biz limanından geçeceksin
ulaşılmayan yer kalmadıysa; otobüsler yansın

22 Mart 2012 Perşembe

BİR BANDA ÇALINIYOR YAĞMUR

yağmur ertesi çıkılıyor pahalı yerlerden
sokaklar sıkılmak nedir bilmiyor insanlardan
bir banda kaydedilirken kime doğru yürüdüğün
elinde çantayla düşünmenin yakıştığı adımlarla
yalnızlıkları görünmesin diye ortadan yürüyen adamlar
bir caddeden bir caddeye dek yeşil giyinebilirler
bir çatı katı sana doğru çöküyor filmi çekiliyor çarşıda
biri nasılsın dese iyi olacakmışsın gibi terlemek
veya işe gitmek, yürümek, gayretine değer mi hayat
adında bir soruya karşılık geliyor o siyah şemsiyen
ama ıslanma sen: manavlar elma satar
sevdiğine elma vermek de hüzün içeriyor
kız zaten muradına ermiş çünkü sakıncası yok

insanlar plakalarına göre yaşayıp
kediler plakalarına göre yaşıyorlar
sen de atlayıp taksiye
yunus emre taklidi için bir hafta sonrasına
vazgeçilmez ağrılar çoğaltmaya yararsın
işte çaresizlik işte sürmelidir
yine de yağmur kadını toparlıyor vapurdan indirip
günde beş saat ölçülü olmak gayreti biter, hayat müşterek, ağır o yaz
denilecek ki : yok mu bana da anne olmaya gelecek?
yok oluruz birbirimize, kendimize yok oluruz
o koca terminalde bi tane otobüs kalmamış kadar şair
oluruz birbirimize
birbirine benzeyen şiirler birbirine benzemiyorlar
diye bakarız kendimize

20 Mart 2012 Salı

YALNIZCA ÇAY İÇİYORUM KENDİME (suskunluğumu susturuyorum)

kendime her zamankinden yalnız bir çay
beni anlamaya gelecekler mi ?
için bir yarım porsiyon bekleyiş
bağırsam geçer mi bu her şey diye acı çekerek
susuyorum şu zavallı kendime.
buralarda ne işin var, bu soğuk kokan mahallede
bu bir bardak dünyanın temiz yüzünde
özellikle cam kenarlarındaki göllerde
yaşadığın dehşet
boğulmanın verdiği şehvet
bu istemesen de öldüğün devlet
sana yalnızca çay verecek.
bu zor, bu garip çıkmazın sabaha karşı uyanışında
bir camekanda mı görmüştüm sizi diyecek
birileri kadar bile edilmeyen zahmet
bu yabancılık ve rutubet
beni de alıp götürecek.
yani fazlaysa o melankoli
yani ne kadar inceysem artık topallaya topallaya
konduğum dal taşımıyor üzerinde
çıkardıkları dumanlardan da öteye bir çay, çay vakitleri
sonra biri hayal meyal uzanır
sonra kalktım ve ziyan ediyorum diye bu her şeyi
kolonya döktüğüm masaya doğru terk ediyorum sesimi
ve yazı yazmak sigara içmeye dönüyor birden…
o kalkış meydan okumasıydı gelemeyen koca sese
ses mi dedim, ses dedimse suskunluğuma verin, utanıyorum
garip garip kendi kendime utanıyorum
ve sürekli duvarları tırmalar gibi ellerim
yavaşça dövüyor kendini
aynı zamanda sabahtan akşama kadar yalnızım.



YOLCULUKLAR KURUTTU İÇİMİ ENİS

yürürken cebinde taşıdığın huzur
adında bir kızın sarışın resmi
sanılan o biraz göklenmiş bahar
ve aynada yüzün ihtiyar çıkar
karışık duygular dışındasındır
ya sen gideceksin elbet
ya sana benzeyen biri
seni andıran birkaç kelime
kadar bileklerin
kesilse istenen derinlikte
dikkatle toparlanmış o gürül gürül
akan kan akan gül reçeli gibi
diye kırmızılaşan senin temiz gömleğin
elbet bir yolunu bulacaktır
üşüyen bir birine anne olmaya
kazak olarak ve çadır olarak
ellerinde en nefis yerinden koparılmış
denen o pasla birlikte
her yere benzetilen o her nasılsa sahilde
ve denir ki orda sana
ancak kucak verilecektir
sarıl şimdi
sarıl akan şu hayat oruspusuna
sarıl bitecektir nihayet

10 Mart 2012 Cumartesi

yazmadığımız şeyler getirildi akla, bağırmadan şarkı söylemek denildi bize

birbirine bakarak topallayan, yorgun
karşıdan karşıya bir çift insanlarla
parmaklar, darmadağınıklar, dullar, ağrı kesicilerle
üst üste yapılan savaşlardan yoksul ve güçlü çıkmış almanlarla
Allah bağışlasınlarla, hadi bir daha belkilerle
bu sefer daha temiz ve derinden intikamlarla boş avlularda
mavi siyah bir göklerin sesi üzerine bile altına kaçıranlarla
afrikadan kaçıp fransayı özleyenlerle
her şeyin ayaklanmasına ön ayak olanlar, olanak sağlayanlar, peşkeş çekenlerle
biriz, buradayız, paspaslandık
süpürülmesi gereken bir yerlerin altında kaldık
vatandaşlık gömleği vatandaşlık pantolonu ve vatandaş omuzlarımız
hep birlikte üste çıktık, bağırdık, çeşmeden içtik
buna beyaz bir vazodan dökülen pembe taşlarla katıla katıla gülenler oldu
buna öylesine açık seçik gülenler oldu
buna anasını babasını kaybederek ağlayanlar da oldu
mesele değil
yalnızlar dur durak bilmeden şizofren yanlarını otobüslerin altında ezdiler, omzumuz çıktı
bir savaşı yangın yeri yapan mezbahalar, ineklersiz şehirler, sütsüz ana babalar
yoksa bizler, yoksa lahmacun, moda, kent ve köpekler
cumhuriyetlerle iranın ilgisini kanıtlayan devletler
ve zor iş, çiçeklerle yan yana çingeneler
lüzumları olan çekip gittiler
bize gereksizler ve böbrekler
taşları ağrıyan haller nihayet
birbirine ağlamanın moda olduğu zamanlar
bitmesine inanıp da bitiremediğimiz çoğunluklar
morali yitmiş şeytan görünümünde
büyüklerimiz için oynayan küçükler
küçükler için sırıtan amcalar yahut Mustafalar
kutlu olsunlar, geçmiş olsun, nerde kaldınızlar
benler, benlikler ve caddelerde pazarlığa tutuşmuş kurmaca sanat müdavimleri
oradalar, buradalar, henüz yetişmediler, az evvel çıktılar
belki filmde kaderlerimiz çekiliyor veya bavuldayız götürülüyor
okunuyor ama her fırsatta anlaşılmıyor
yol uzadıkça uzuyor çünkü sözcükler büyümüyor
çizgiler çizilmesine ve uzaklık değişmemesine rağmen
aynı ebattan adımlar
bu adımlarla çekip gidip dönenler
hepimiz ve her şey onlar için
üçüncü köprüleri onların, onların pür neşesi için
bize ayrılan sevgili nöbetleri, bir parkın içinde saatlere bakarak
hatalarından ders çıkaranlar kımıldamadan
ve köşe bucak sevilip sayılanlar
ve neva caddesinde hala kocalarının kolunda kadınlar
burunlarıyla sayılan ve paltolarıyla müdür olmuşlar

nazik bir el tarafından tutuldu kuşlar
yağmurun altında bombalanan çocuklar,
koşan çocuklar, çocuklara öldürtülen kuşlar, çıplak havalar
nakaratlarını sessizce söylediklerinden çok sevilenler gıpta edilenler
ve neticede içeri alınmışlar, iç geçirerek de olsa ve marşlardan kaçarak
yazmadığımız şeyler getirildi akla, bağırmadan şarkı söylemek denildi bize

bir şiire krallığım, süleyman unutmaz

En zoru cumartesi sabahlarıdır bilir misiniz?
Noktalama işaretleri bile soğuktur soğuktur soğuktur
Kahvaltı telaşına kaptırıp kaptırmamakla kendimi
Gülümseyip gülümsememek arasında kendimi
Hadi uzatayım birazdan Sultanahmet fetişizmine kendimi
Arasında darmadağın kalmışlığımdan yıllardır bilirim
Kalp ağrılarımdan bana kalan sabahlardan bilirim
La bohem hayatların mirasından bilirim
Ne ağzımda acı tadı kahvenin ne penceremde güneş takvimleri
Sanki Mikalengelo “Kalk ve yürü!” dedi Musa heykeline
Ondan bilirim
İnandığım yanlışlardan inanmadığım doğrulardan bilirim
İlktir sabah sabah bir şiirin beni iğfal etmesi
Sıkışmış bir insanlıktan
Çatlayan kemiklerden bilirim


Çok daha kötü günler göreceğiz değil mi tanrım?
İkimizde gökyüzü kararacak vebaya yakalanacağız
Kemirilmiş dişlerimizle bir kadının hayatını kıskanmaktan
Kalacağız sokaklarda değil mi?
Bayan Makedonya beni sevmeyecek ama anlayacak
Bu bana korkunç yetecek değil mi tanrım?
Ve ben yine ceketimi seyredeceğim
Güzel ve uysal
Tıpkı kaybettikten sonra başlayan oyunların adı gibi bir ceket
Ceket ki erkeği erkek hani kadını da sevgili yapardı
O ceket ikimize bir yürüyüş verirdi
Korunsun diyeydi göz bebeklerimiz kalabalıklardan kabalıklardan


Tahta köprülere lanet yağdırmasaydık keşke tanrım
Keşke Orphaned Land dinlemeseydik destursuz
Ben göndermeseydim Abdülhak Şinasi Hisar’ın ses kayıtlarını Selim İleri’ye
Endülüs’te Raks’ı bu kadar kötü okumasaydı Ahmed Agâh
Ki asıl adıyla okumuş Yahya Kemal şiirini
Telaffuzu Türkçeye göç edememiş bir sürgün gibi
Süleymaniye Camii’nin içinde aklıma gelseydi
Kulun yükünü nimetten saydığı
Affet
Yanlış döndüm kubbenin altından




Boynuma küfürler saplanıyordu
Küçük küfürler ucuz küfürler öfkeye dar gelecek yavan küfürler
İnsanı yere basmaktan utandıran bir hali vardı çünkü dünyanın
Bütün orospu çocuklarının işgüzarlığına dönüyor gibiydi
“Hiçbir şey espri değildir” deyişi Sabri’nin
“İnsanlar yalan söyler” demesi bir başkasının
Nasıl da yerini buluyordu
“Oğlum biz kızları canavarlardan kurtarmaya çıkmıştık
ama onlar canavarlara âşıkmış” diyordum
Metin’le sırt sırta kelimeler boyu konuşuyorduk
Öfkeli değilsek bile öfkeli olmalıyız kararlılığı bu
Sussak da olur ama konuşmalıyız çırpınışları bu
Her cümlenin sonunda aynı tanrı kapısı
Aynı seferberlik telaşıydı


Dünyanın bütün yanlışlarını yaşamak mesela
“Parası olan herkes yakışıklıdır”
Paradan bahsetmem şiirlerimde demek ki vakti gelmiş
Demek ki ölçüsüz bir bilgelik ağartmış sakalımı
Yüzümde o yakışıklı ölüm aklığı da ondanmış
“Tanışmadığım kimselerle tanışmam!”
Hani müslümandık?
Hani aşkta dahi aranan aşktık?
O kokuşmuş insan oluşların çiğ günlerine boğmuşlar
Kaybolan şiirimi
Kalbimdeki titremeyi
Geceye tüy gibi düşen sessizliğimi


Kahverengi bir hırkam olsaydı daha çok severdim kendimi
Kahverengi bir hırkam olsaydı vakur dururdum karşımda
Daha nazik sıfatlarla bakabilirdim onlara
Onlar
Çarşıdan dönenler parklara çıkanlar hafta sonu işçileri
Yorulmadan dinlenenler çekirdek çitleyenler çocuk yapanlar
Pazarlık yapanlar tutumlu olmak için geceleri uyuyanlar
Sevinçle otobüse binenler ömür boyu ölüp duranlar
Yok benim kahverengi hırkam ve sakin değilim
Hayır şair de değilim
Estetik bir öfkenin peşindeyim ben
Biraz da adil bir öfkenin
Yankısı geri dönen öfkenin
Oysa düşmanlarımın suskunluğundan
Ağrılar saplanıyordu hırçınlığıma


Aç acına sigaralar içtiğim akşamların hepsinde
Masa örtüsünde küller tanrıların göz bebekleri
Kendimi sıkıca tuttuğum Cuma akşamları kadar aklımla
Savurdum benden öte ne kaldıysa yadımda
Neyse beni benden eden beni ben eden
Neyse defterleri kırış kırış yalnızlıklarla eş tutan
Bunlar dedim kanıma kül dökmeye gelmiş teklifsiz bakirelerdir
Bunlar ekmeğimizin arabı suyumuzun kem rengi
Ellerimizin tüm pisliğini sildiğimiz bunlardır
Hem bizim ellerimiz karmakarışıktır bahar bilmez
Sevgilisi biziz puslu yamaçları kesen sisin
Biziz kışta ölüm şiirleri yazda toprağı örse çağıran hamlık
Biz onu yanmış cesetlere gül suyu dökerken gördük
O ki sendeleyen çocuklar ölüm olurken düşte mecruh
O ki zebundur ağrılarını adadığı adaklar fiyasko
O bizi şuurun ters aynalarında taşa tuttu
Öldüyse de kalbinin yakınlarında öldü


Bir çift makas gibi sözlerimi keserken yokluk
Topuklarında ezilen kaldırımların geceye düşürdüğü şiir
Vesaire vesaire vesaire vesaire
Yalanlarını omzuma levha yaptıkça yaşamak
Başıboş yürüyüşlerden dokunan kader kumaşı
Vesaire vesaire vesaire vesaire
Kendime inanırken yükte hafif pahada ağır
Sarsılırken dilimi yakan pervasız tebessümler
Vesaire vesaire vesaire vesaire
Bir çift tabanca gibi boşluğu tararken gözlerim
Aşk esnafına müşteri mi etmiştim kendimi?




Ve beni bir düşü görmeye çağırdılar


“Vayomer elohim yehi or vayehi or”


Ve sen öpüp bir nar bıraktın avuçlarıma


Ve sen ne güzel sustun ben ayakkabılarını bağladığını düşündüm


Sen nasıl sustun öyle yan yana ama birbirine karışmayan denizler


Ben eski Türkçe sularla akarken


Sen sanki Farsça sustun İbranice ve Sanskritçe


Biz seni yenilirken sevdik diyen ayetlerle doluyken bağrım


Ve yetmedi mücrim soluğum


Denizlerini kımıldatmaya


Ve bütün uykularından uyanmış çocuklar


Nasıl bakarsa annelerine


Ve nasıl yeşerirse intihara çiçekler
.
.
.
.
.
.
.
.






Nasılsın tanrım?

yetime bir tekme tokat da bizden mi acaba

ayrılırken giydiğin etek
kızınca belirlileşen çiller
maskeye benzeyen yüzün
aklımda kalmış onu konuşuyoruz
malum sebze yemiyoruz çok konuşuyoruz
sebzelerden konuşup çok konuşuyoruz
hele bi gelsin bu otobüs diyoruz
ve birbirine benzeyen şiirler yazıyoruz
halbuki nerde kaldı bu otobüs diyeydik
bekletilmezdik bu kadar bizi bulanlara
beklemek koyuyor insana da konuşmak hiç
belki diyorum sizin yerinize sizin için
neden bir başımıza varolmuyoruz ki
herkes yokken bağırmıyoruz ki (her kes dediğin tam üç kişi)
bu piçliği yani hiçliği döşümüzden atamıyoruz
yoksa gömlek mi kötü diyorum sizin yerinize
halbuki dağlar karlı diyor arkadaş
tam da bir başkası diyorken teröristler bitecek
sonra bir şair bir ceketinin bir cebinden
yaz gelecek diye yaza hazırlık diye
günah çıkarıyor (karışık İskender)
ancak sonradır ki yaz geliyor
biz konuşkanız ve lirikiz ve epikiz sırf bu yüzden
geleni de görmüyoruz ki ağırlayak
hande yener posterlerine bakak
onun yerine
gökyüzü kartpostalları satınalıyoruz
bazı şiirleri anlamıyoruz
bazı kavgalara gitmiyoruz
yetimle konuşmuyoruz
ama mikrofonla konuşmak istiyoruz
küfürlü konuşuyoruz
yine de daimi haklılığımız bozulmuyor
caddeler teşne fiiller çatısız elma bitmiş oluyoruz
külotlar füturistik, atlet olmak istemeyen pamuklar
yetiştirsek ne yetiştirmesek, bunu anlasanız ne anlamasanız ne
hep konuştuktan sonra kimi duyarız ki biz
zaten hep konuştuk bi daha konuşuruz biz
cemal abi az konuşmuş ama, bunu bile konuşuruz işte
hep yetiştikten sonra kimi özleriz ki biz
o kadar umut ekmişiz ki
yanımızdakiler hep hüsran
zaman kötü de biz hiç salak değilmişiz
yok salakız